Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]
11 Mart 2011 Cuma
8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!
Günümüzden tam 154 yıl önce bir 8 Mart günü Amerika Birleşik Devletleri’nin New York şehrindeki dokuma fabrikalarındaki 40 bin kadın işçi kendilerine dayatılan ağır çalışma şartlarına karşı yeter dediler, birleştiler, greve gittiler. 16 saat çalışmaya, düşük ücrete, ağır çalışma koşullarına karşı çıktılar. 10 saatlik işgünü, daha iyi ücretler, kadınlara oy hakkı ve çocuk emeğinin korunması için önlemlerin alınmasını talep ettiler. Zenginliğini işçilerin alınterlerinin sömürüsünden elde edenler bu greve tahammül edemediler. Kolluk kuvvetleri işçilere ateş açtı, kadın işçilerin bir kısmı fabrikalara kilitlendi ve fabrikada çıkan yangında 129 kadın işçi can verdi.
Kanla, canla, emekle yoğrulan bu büyük mücadeledir ki günümüze kadar dünyanın her yerindeki işçileri etkilemiştir. Bu mücadelelerdir ki sahip olduğumuz hakların elde edilmesini sağlamıştır. Bu mücadeleler sayesinde yok sayılan kadın işçilerin sesini tüm dünya duymuş, kadın işçiler “vardık, varız, var olacağız” sloganını dünyanın her yerinde dillendirmiştir.
1910 yılında toplanan 2. Enternasyonal Sosyalist Kadın Konferansı’nda Alman işçi önderi Klara Zetkin’in önerisiyle Amerikalı dokuma işçilerinin mücadelesinin anılması için 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edilmiş, 16 Mart 1977’de ise Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. 8 Mart dünyanın her yerinde işçi-emekçi kadınlar tarafından bir eylem ve mücadele günü olarak kutlanmakta ve kadınların, kadın işçilerin sorun ve taleplerini haykırdıkları, “örgütlüysek güçlüyüz-özgürüz” mesajını verdikleri, baskıya ve sömürüye karşı baş kaldırdıkları bir gün olmuştur.
Kadınlar bugün de iki kez baskı altındadır, iki kez ezilmektedir. İşyerlerinde çalışan kadınlara yönelik ayrımcılık özellikle sendikasız işyerlerinde üst boyuttadır. Kadın işçilere daha az ücret verilmekte, işyerinde psikolojik ve fiziksel taciz ve baskılar yaygınlık kazanmaktadır. Kadına yönelik şiddet artmaktadır. Güldünya, Pippa Bacca ve en son 5 Mart günü Çorlu’da öldürülen Ünzile Çalışkan kadın cinayetlerine örnektir. Türkiye’de günde 5 kadın öldürülmektedir. Aile içi şiddet ülkemizde ne yazık ki oldukça yaygındır. Unutmayalım ki bunlar aile içi meseleler değildir, suçtur. Kadınlar işyerlerinde, sokakta, evde şiddete ve tacize karşı birleşmelidir.
Kadın işçiler ancak örgütlü olurlarsa güç olabilirler, her türlü baskı ve ayrımcılığa karşı durabilirler. Kadın işçiler örgütlü olursa bilinçli olabilir, haklarını savunabilir. Kadın işçiler ancak örgütlü olursa işyerinde ayrımcılığa karşı çıkabilir, emeğinin karşılığını talep edebilir. Kadın işçiler ancak örgütlü ve bilinçli olursa kendisine yönelik her türlü şiddete karşı durabilir. Kadınlar ancak örgütlü olursa toplumda ikinci sınıf vatandaş olmayı reddedebilir.
Bizler 8 Mart’ın tatil ilan edilmesi için, kadın işçiler için eşit işe eşit ücret verilmesi için, kız ve erkek çocuklara eşit fırsat ve imkanların sunulması için, kreş hakkı için ve daha iyi çalışma koşulları için örgütlü mücadeleyi yükseltmeli, sömürüye ve baskıya karşı çıkmalıyız.
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
Sınıfsal, Ulusal, Cinsel Sömürüye Son!
Birlik-Mücadele-Zafer!
DERİ-İŞ SENDİKASI YÖNETİM KURULU
10 Mart 2011 Perşembe
Üretim “elinin kiri” olunca sömürü şahane olur!
Konu Devrimci 8 Mart olunca gündem hiç değişmiyor. 8 Mart 1857’de yakılarak öldürülen 129 Kadın işçinin talepleri de Paris Komünü’ndeki öncü kadınların kavgası da talepleri de hep aynıydı. Fransız Devrimi’ni başlatan Parisli işçi kadınlar da ekmek sorunu yüzünden ayaklanmıştı, 1912’de ABD’de başlayan tekstil işçileri grevinde de ayni talep bıkmadan usanmadan tekrarlandı: Ekmek ve gül de istiyoruz! Hayatı tüm güzellikleriyle yaşamak, fabrikada patronun ve evde kocanın, ev işlerinin kölesi olmamak! Bu yüzdendir 19 Mart 1911’de Danimarka, Almanya , Avusturya, İsviçre ve ABD’de milyonlarca kadının katıldığı gösterilerde de talep aynıydı:
Emperyalist savaşa hayır! Emeği koruma yasaları çıkarılsın! Kadınlara seçme ve seçilme hakkı! Eşit işe eşit ücret! Sekiz saatlik iş günü! Yeterli bir anne ve çocuk koruması! Asgari ücretlerin belirlenmesi!
Ama görüyoruz ki değişen pek bişey yok yeryüzünde. Nasıl 1889’da Londra’da 700 Kibritçi Kadın, vasıfsız işçiler arasında sendikalaşmayı başlatan kıvılcım olmuşsa, bugün de ayni şekilde dünyanın dört bir tarafında sendikalaşma kavgası sürmektedir. Bugün başka kadınların taşıdıkları çantaları yaparken daha başka kadınlar deri sanayinde sendikalaşmanın kavgasını vermekte, sosyal güvencesiz, sosyal hayatsız, sekiz saat çalışma hayaliyle mücadele vermektedir. Üretimin, neoliberal saldırılar döneminde esnekleştirilmesi kadının konumunu daha da geriletmiş “parça üretimi” üzerinden evde çalışan ucuz işgücüne dönüştürmüştür kadınları. Bu bize çok uzak değil. Kıbrıs’ta da var, yaşanıyor ama görülmüyor. Çünkü Üretim “elinin kiri” olunca sömürü şahane olur! Bu deri sanayinde eve parça işi verme şeklinde, Lefkara İşi’nde de aracılar ile “desen üretimi” şeklindedir. Zaten boş zamanımda evde yapıyorum, elimin kiridir diyerek geçiştirilen bu “küçük üretim” aslında “alnının teri”dir beden ve emek sömürüsüdür. Lefkara İşi’nde gözler yıpranır, desenler ise Bir’e alınır Bin’e satılır! Kâr muazzamdır! Bu yüzdendir ki örgütlenmek hayatın her alanında hem ekmek hem gül için bir zorunluluktur.
Deri işinde kadınlar genellikle ayakkabı, çanta, cüzdan vb işlerde çalışmaktadır. Firmalar genellikle eve iş vermektedir. Bugün Türkiye’de DESA örneğinde olduğu gibi. Evde parça başı iş yapılmaktadır. Örneğin çanta askısını takma veya boyama. Bunların tanesi 50 kuruştur. (Lefkara İşi’nde de bir ‘yıldız’ 50 Kuruştur.) Sosyal güvencesiz çocuklar ve kadınlar uzun saatler çalışırlar. Fabrika içinde kadınlara yönelik mobbing uygulamaları yaygındır. Kadın işçiler daha rahat baskı altına alınır, tehdit edilir, daha az ücret alır. 100 yıl önceki taleplerden ne farkı var bugünkü taleplerin!
Bugün kadına şiddetin arttığı bir aile ve coğrafya hâlinde, tecavüzlerin ve tacizlerin “alışılmış” haber olduğu bu toplumda kadının söyleyecek çok sözü, yapacak çok işi var. Kadının kurtuluşunu “cinsiyet” olgusuna indirgemek mücadeleyi hiçleştirmektir. Sınıf mücadelesinde yerini alan kadınlar nasıl özgürleştiklerini gördüler, şu anda, şimdi, deri işçiliğinde yükselen mücadelede de görmektedirler. Aileyi, kadına sınır çizen bir devlet olmaktan çıkarmak, bedeni ve emeği özgürleştirmek de bütün mücadelelerin birleşmesinde yatar. İşte bu yüzden “vatan, millet, kadın” yoktur. Militarizm varsa milliyetçilik vardır, milliyetçilik varsa kadının sözü, yoktur, adı yoktur, öznesi yoktur! Kadın, ulusun bir zayıflığı olarak algılanır ya da bir gösteri malzemesi olarak nesneleştirilir! Kapitalizm varsa kadın afişte, reklam panosunda ve vitrindedir. Bu yüzden Devrimci 8 Mart, Proleter Kadınların Enternasyonalizminin günüdür!
· Sömürge Kıbrıs’ın sömürülen Kadını olmaya hayır!
· Mesleksiz ve Gece kulüplerinde çalışan kadınlara güvence ve meslek eğitimi sağlansın!
· Ev işçiliği için yurt dışından getirilen kadınlara sendika hakkı!
· El emeğine kollektif kooperatif! Deri işçileriyle dayanışmaya!
· Ev işlerinin toplumsallaşması için ücretsiz kreş ve çamaşırhane!
· Kadının bedeni ve cinseliği kadına aittir! Her türlü gerici, seksist, bağnaz yasaya ve dışlamaya hayır!
· Şiddet gören kadınlara sığınma evi, hukuk desteği, psikolojik destek!
· Kadının özgürleşmesi sınıf mücadelesinden ve sosyalizmden soyutlanamaz!
Enternasyonalist Dayanışma