Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]

Bundan sonra "Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]" ismi ile http://uluslararasisinifmucadelesi.blogspot.de/ sayfasındayız.
Grev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2011 Pazar

Kıbrıs: Önemli olan, süresiz genel grevin hayata geçirilmesi

Geçtiğimiz 7 Nisan’da Kıbrıs’ın kuzeyinde üçüncü kez bir genel grev yaşandı, meclis önünde eylem yapıldı. Bu son eylemin anlamını, Kıbrıs’ın kuzeyindeki güçlerin pozisyonunu ve geleceğin olasılıklarını Kıbrıs’ta Enternasyonal Dayanışma adı altında faaliyet gösteren akımdan Aziz Şah ile konuştuk.

Gerçek: En son yapılan 7 Nisan eylemini nasıl değerlendiriyorsun? Daha önce yapılan eylemleri de göz önüne alırsak, bu eylemi onların arasında nasıl bir yere yerleştirirsin?

Aziz Şah: Kıbrıs’ta kendiliğinden gelişen bir süreç vardı 28 Ocak, 2 Mart ve 7 Nisan genel grev ve eylemlerinde. Biraz da Türk devletinin sömürgeci saldırıları ve müdahaleleri sonucu kitleselleşti. Bu sürece müdahale edebilecek güçlerin yoksunluğu ve Sendikal Platform’un da çok başlı oluşu 7 Nisan’da bekleneni ortaya koydu: Süreç iflas etti! Sürece müdahale edemeyen sendikal-siyasal güçlerin özeleştiri vermemeleri bundan sonrası için de başarısızlık getirecektir. Bu sürecin 7 Nisan’la düşüşe geçeceği, daha 2 Mart’ta belliydi. 25 Nisan’da rejim partilerinin (CTP ve TDP) düzenlediği mitingin başarısız geçmesine de eminim “kıs kıs” gülmüştür müdahaleci olamayan sendikal-siyasal güçler. Ama ortada CTP ve TDP’nin başarısızlığından çok kitlenin parçalanması ve yılgınlığı söz konusu.

Diğer taraftan 7 Nisan’a daha önceki genel grevlere hazırlanır gibi de hazırlanmadı sendikalar. Bunun çeşitli nedenleri var, örneğin KTÖS Genel Kurulu ve Brüksel sarhoşluğu. Ortada bir baştan savma sözkonusu: Bir yanıyla kitle usanmıştır, diğer yanıyla ise sendikal bürokrasi ne yapacağını bilmemektedir. İşgal rejimi geri adım atmadığı sürece bir başarı elde edemeyerek, bu kısır döngü içinde mücadele sıkışıp kalmaktadır.

G: Siyasi partilerin sendikaların başlattığı hareketten koptuğu ve Türkiye devletine karşı muhalefet etmekten vazgeçtikleri yönünde duyumlar var. Bu konuda neler söylemek istersin?

A.Ş. : Bu noktada hareketin niteliği önemli. Anti-kapitalist talepleri olan ve özünde sömürgecilik ve işgal karşıtı bir hareketi mevcut siyasal partiler sağa çekmek için uğraşır. Bu yüzden Sendikal Platform, en başından partilerle mesafeyi korudu. Bunun karşısında da şöyle bir tespitte bulunabiliriz ki “sol” düzen partileri TDP ve CTP kendi burjuva blokunu oluşturmak için çaba içerisindedir. Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na yönelmeleri ve çağrılarda bulunmaları bunun göstergesidir. Sendikal Platform karşısına liberal bir blok ile çıkmaktadırlar. Sendikal Platform’un içerdiği unsurların farklılığı da göz önünde bulundurulursa sürecin içerdiği tehlikeler anlaşılabilir. Bir tarafta parçalı bir sendikal blok, onun karşısında ise liberal sol blok.

G: Kıbrıs muhalefetinin güçlü eylemleri sonucunda Kıbrıs meselesi Türkiye'de konuşulmaya başlandı ve olumsuz ithamlarla da olsa bir muhalefetin varlığının kabulü noktasına gelindi. Bundan sonraki sürecin gelişimini nasıl görüyorsun? Bundan sonra yaşanabilecekleri, özellikle Kıbrıslı emekçiler açısından değerlendirebilir misin?

A.Ş: Bu süreçte Türkiye solu ve işçi örgütleri ile güzel bir ilişki içerisine girdik. Gerek sendikaların gerekse devrimci örgütlerin Kıbrıs’la oluşturdukları dayanışma anlamlıydı. Kaldı ki TC’nin bir sömürgesi olan Kıbrıs’ta, Türkiye işçi sınıfından ve Kürt halkının mücadelesinden soyut bir mücadele bizim kurtuluşumuzu mümkün kılamaz. Enternasyonalizm, kavram olmaktan çıkıp pratikte işler hale geldiği zaman anlamlıdır ve bu süreçte özellikle DİP’le, Deri-İş sendikasıyla ve İzmir Sendikalar Birliği ile geliştirdiğimiz devrimci dayanışma bu noktada önemlidir.

Kıbrıs’taki mücadelede bundan sonraki önemli tarih 1 Mayıs’tır. Mitingleştirilmiş bir eylem bekliyor bizi. Geçen yıllarda Kıbrıs’ta ortak 1 Mayıs kutlanırdı, tüm Kıbrıslılar birlikte. Bu 1 Mayıs’ın ayrı kutlanması ayrıca olumlu ve olumsuz durumlar içermektedir. Bu 1 Mayıs’ın 7 Nisan’ın devamı niteliğinde tasarlandığı açık. Ve fakat 7 Nisan’dan daha güçlü olamayacağı da açık.

Bundan sonrası için önemli olan, bizim 28 Ocak’tan beridir savunduğumuz ve Sendikal Platform’un da bir tehdit olarak dile getirdiği Süresiz Genel Grev’in hayata geçirilebilmesidir. Sendikal Platform’un söylediği kadarıyla, eğer herhangi bir “Göç Yasası” maddesi mecliste görüşülürse Süresiz Genel Grev’e gidileceğidir. Telekomünikasyon ve Elektrik sektörlerinde hazırda bekleyen bir sınıf taaruzu var: Özelleştirme! Şu anki haliyle sendikal-siyasal güçler bu sınıf taaruzuna karşı duramaz. Süresiz Genel Grev’in yalnızca bu sektörlerde değil bütün alanlara yayılarak sendikal-sınıfsal birlik içerisinde direnilmesi şarttır! Kaldı ki özelleştirme saldırısının arkası da var, TC Devletinin sınıf taaruzu genişleyerek ve derinleşerek ilerleyecek. Sendikal-Siyasal Güçlerin şaşkınlıklarını bir kenara bırakıp toparlanmaları gerek. Enternasyonalizmi ise Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nun kapısında değil, Avrupa ve Türkiye işçi sınıfında aramalıdır yoldaşlar…

Tekrardan DİP’li yoldaşlara bu süreçte devrimci dayanışmaları ile yanımızda oldukları için teşekkürler.

*Bu yazı Gerçek Gazetesi’nin Mayıs 2011 tarihli 19. Sayısında yayınlanmıştır.

http://gercekgazetesi.net/index.php/component/k2/item/615-kıbrıs-onemliolan-suresiz-grev

20 Mart 2011 Pazar

28 Ocak ve 2 Mart'ta sesimizi duymayanlara cevap!

“Kıbrıs’ta emekçiler İnönü Meydanı’nda iki sefer taleplerini yükselttiler, ilk seferinde Kıbrıslılara hakaret eden, besleme diyen TC Devleti, 2 Mart'dan sonra sus pusları oynarken, UBP ise sanki mitingler kendileriyle alakalı değilmiş gibi davranmaktadır. Kıbrıslıların iradesini hiçe sayanların aymazlığına tepkimizi yükselterek cevap vermek gereklidir.

Tek günlük grevler, şimdiye kadar başarıyla uygulanmıştır. Kıbrıs'ta tarihi günler yaşanmaktadır. Artık ama tek günlük genel grevler ile, kitlelerin talepleri gerçekleşme ihtimali kalmamıştır. Ya adımlarımızı ileri atacağız ya da hedeflerimizden sapmak zorunda bırakılacağız.
Sendikal Platform bundan sonraki süreci muğlaklık içinde bırakarak bekleme sürecine geçmiştir. Tam tersine bu süreçte taleplerimizin daha yüksek sesle dile getirilmesi gerekmektedir.
Bizler, kitlelerin kendi taleplerini gerçektirebilmesi için tek yol olan süresiz genel grevin en kısa zamanda Mart'dan itibaren hayata geçirilmesini Sendikal Platform’dan istiyoruz.
Kitlelerin talepleri icin, SÜRESİZ GENEL GREV için ileri!

Şimdiye kadarki imzacılar:

Telekomünikasyon Sendikası (Tel-Sen)
Enternasyonalist Dayanışma
Bağımsız Liseli Gençlik
Yasemin Hareketi
Devrimci Enternasyonalist Örgüt “

10 Mart 2011 Perşembe

İstanbul’da Kıbrıs halkıyla dayanışma yürüyüşü



Kuzey Kıbrıs'ta bugün gerçekleştirilen ikinci Toplumsal Varoluş Mitingi ile dayanışma amacıyla İstanbul’da bir eylem düzenlendi.

Kuzey Kıbrıslı işçi ve emekçilerin, Türkiye devletinin dayattığı sosyal yıkım paketine ve sömürgeci politikalarına karşı mücadelesine Türkiye’den ses vermek amacıyla DİP, EHP, İşçi Cephesi, ESP, TÖP, SBH, Türkiye Gerçeği ve Köz Gazetesi’nin düzenlediği eylem Taksim Galatasaray Meydanı’nda başladı. “Ankara Kıbrıs’tan elini çek” pankartı arkasında yürüyüşün ardından Taksim Meydanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

Basın açıklamasında, Türkiye devletinin dayatmacı politikaları ve sosyal yıkım yasası karşısında Türk ve Kürt işçilerinin yerinin Kuzey Kıbrıslı işçi ve emekçilerin yanı olduğu vurgulandı. Bütün yabancı askeri birliklerin ve emperyalist üslerin Kıbrıs’ı terk etmesi istendi.

Eylem boyunca “Ankara Kıbrıs’tan elini çek”, “Kıbrıs Kıbrıslılarındır”, “Sermayeye garantör, Kıbrıslıya diktatör” ve “Yaşasın proleter enternasyonalizmi” sloganları atıldı.

Basın açıklamasının okunmasının ardından eylem sona erdi.

http://www.gercekgazetesi.net/index.php/bread/item/438-istanbul%E2%80%99da-k%C4%B1br%C4%B1s-halk%C4%B1yla-dayan%C4%B1%C5%9Fma-y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F%C3%BC


Sürekli Sömürgeleştirmeye karşı Sürekli Devrim!

Komutanların köy köy gezip seçimlere müdahale ettiği zamanlardan geçtik, artık askerlerden çok siyasilerden müdahalenin dik alasını görmekteyiz. Hem de yenilir yutulur değil... Ama belki AKP’ye çok şey borçluyuz! Toplumun bütün kesimleri altını doldurmadan da olsa sömürge olduğumuzu kabul etmiş durumda. Aslında ordunun müdahaleciliğinin yerini siyasetin alması Türkiye’de süren “burjuvazinin iç savaşı”nın, laik batıcı sermaye ile İslamcı yeşil sermaye arasında on yıllardır süren hegemonya mücadelesinin Kıbrıs’a basit bir yansımasıdır. Bu da aslında bizim Türkiye’nin “dış siyaset sorunu”ndan çok “iç siyaset sorunu” olduğumuzun göstergesidir! Kaldı ki zamanında Kraliyet İngiltere’sinin “Sömürgeler Bakanlığı” vardı, bugün ise Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kıbrıs İşlerinden sorumlu Devlet Bakanı” var. Bu ikisi arasında hiçbir fark yok!

Peki ya “sömürge” olmak nasıl bir şey ki Tayyip Erdoğan’ın ve Cemil Çiçek’in çıkışlarına kadar dile getirilmiyordu. Sömürge, yerleşilen bölgedir. Bu yüzden “yerleşikler” vardır. İlk adım demografik yapıyla oynamakla başlar. Bu Batı Afrika’da da böyle oldu. Osmanlı bunu Kıbrıs’ta böyle yaptı, Kürdistan’da da böyle yaptı! Türkiye Cumhuriyeti de bugün aynısını yapıyor. İsrail de Filistin’de yerleşim bölgeleri kuruyor. Merkez ülke tarafından yönetilen çevre anlamına gelir kısaca sömürge. Bu yüzden merkez ülke azarlar, vergileri yükseltir, isyanlar çıkmasın diye demografik yapıyla oynar, milliyetleri birbirine karıştırır, birbirine düşman eder: Böler ve yönetir! Sömürge olma durumunda belirleyici unsur, “ulusal paranın yönetimi ve devlet maliyesinin düzenlenmesi”dir. Bu yüzdendir ki çevre ülke yani sömürge, merkez ülkenin parasını kullanmak zorundadır. Bu yüzdendir ki KKTC Merkez Bankası’nın başkanı olmanın koşulu TC Vatandaşı olmaktır! Mali esaret vardır, politik olarak söz söyleme hakkı yoktur. Tayyip Erdoğan’ın “besleme” sözünün ardında işte bu sömürge hali vardır! Oğul Denktaş’ın bile söylemek zorunda kaldığı gerçek “Her yıl KKTC’den Türkiye ekonomisine 1,5 Milyar dolar aktığı”dır. Ve fakat “off shore” bankalarda ve kumarhanelerde aklanan haddi hesabı olmayan paralar “Besleme” olmasa nasıl sağılacaktı! Bazen şovenist politikacıların, bazen de barışçı kisvesi altına saklanan şarlatanların “Kıbrıs yurtseverliği” maskesini kullanarak yaptıkları reaksiyoner açıklamalar bizlere, yurtseverliğin her zaman sahte olduğunu göstermektedir!Aslolan enternasyonalist politikalar üreterek dünya işçi sınıfının bağrında sınıf dayanışmasına yaslanmaktır. Kıbrıs’ı merkeze almadan ama kenarda da unutmadan, özellikle Türkiye’nin iki sömürgesinden biri olduğunu hatırlayarak, diğer Türk sömürgesi Kürdistan halkının mücadelesinin de bizimkinden farksız, kavganın ve kurtuluşun enternasyonal olduğunu anlamak zorundayız. 2 Mart’ı bizim için önemli kılan diğer bir nokta, işte bu enternasyonalizmdir! Berlin’de, Viyana’da, Ankara’da, Antalya’da, İstanbul’da, Amed’de (Diyarbakır) ve İzmir’de de 2 Mart için Kıbrıs ile dayanışma eylemleri yapılmakta ve yapılacaktır. Viyana’da Pazartesi günü TC Elçiliği önünde dayanışma eylemi yapan Demokratik Haklar Federasyonu’ndan (DHF) yoldaşlara dayanışmamızı bildiririz. Türk Devleti’nin Türkiye çapında DHF’ye karşı yürüttüğü operasyonları kınar, tutuklu yoldaşların derhal serbest bırakılmasını talep ederiz! Viyana’da dağıtılan Bildiri’de de söylendiği gibi: Alman Devleti, kapitalist krizin faturasını Yunan İşçi Sınıfı’na yüklemek isterken, Türk Devleti de kendi krizinin faturasını Kıbrıslı emekçilere çıkarmak istemektedir! Nasıl ki Yunan işçi sınıfı bu faturayı ödememek için sokaktaysa, biz de sokaktayız!

Filistin/İsrail, Kıbrıs ve Kürdistan sorunları Yakın ve Ortadoğu barışı için birer anahtar konumundadır. Bu bölgede yalnız başımıza yaşamıyoruz. Mağrip’te başlayan Arap devrimi, bizim 50 yıl önce de Süveyş Kanalı krizinden dolayı nasıl bir duruma düştüğümüzü hatırlatmalı, tam da bu günlerde NATO’nun yeniden Kıbrıs’a yakınlaşmasının nedenini açıklamaktadır. Bir esaretten kurtulmak için bir diğerine savrulmanın çözüm olmadığını bilen birileri varsa o da Kıbrıslılardır! Kıbrıs Cumhuriyeti parlamentosunun ihanet içerisinde attığı NATO’ya katılma adımlarnı, “beslemelik”le uğraşırken görmezden gelemeyiz. NATO “beslemesi” olmak çözüm değil!

Bugün Kuzey Kıbrıs’ta gelişen kendiliğinden bir süreç vardır. Kendiliğinden gelişen bu süreci programatik talepler doğrultusunda, tabana yaymadığımız ve karar vericilerin sendika bürokratları kaldığı sürece karşımıza çıkacak soru şudur: “Acaba bu süreç ne zaman kesilecektir?” Eğer bu sürecin başarıyla devam etmesini ve meclis/seçim hesapları için sekteye uğratılmamasını istiyorsak, geçmişte Annan sürecini de yaşayan bizlerin, ders alarak adım atmamız; en azında hâlâ süresiz grevlere devam eden çalışanların grevlerin geleceğini sendika bürokratlarına bırakmadan tartışmaları gereklidir. Yoksa bu sömürgeci dil, demografik saldırı, neoliberal sınıf taaruzu- özelleştirmeler, ek vergiler, kesintiler hiç bitmeyecek! Grevin yalnızca ekonomik haklar için değil toplumsal kurtuluş için de bir araç olduğunu bilmeliyiz.

  • İşgale ve sömürgeciliğe karşı sınıf mücadelesi!
  • İş, ekmek, adalet, barış ve özgürlük için Genel Grev!

Enternasyonalist Dayanışma


Kuzey Kıbrıs’ta Genel Grev





2011 yılı Kuzey Kıbrıs’taki sendikalar tarafından ‘toplumsal varoluş’ yılı ilan edildi. Global ekonomik kriz, Ankara hükümetini Kuzey Kıbrıslı emekçilerin haklarını neo-liberal paketlerle gasp etmeye zorladı. Bu yılki ilk genel grev 28 Ocakta Kuzey Kıbrıs’taki işçi sınıfının haklarına yapılan neo liberal saldırı paketine karşı düzenlenen gerçekleşti. Bu genel grev anti sömürgeci bir tavıra dönüştü. Grev mitinginde Türk işgal güçlerine karşı pankartlar taşındı. Bundan sonra hem Türk hükümetinin hem de Kıbrıs’taki Türk faşistlerinin Kuzey Kıbrıslılara saldırısı başladı. Bu süreci biz burada analiz etmek ve Marksist bir bakış ile perspektif sunmak istiyoruz.

Emperyalist Çıkarlar

Sömürgeci İngiltere kendi gücünü sağlamlaştırmak için Kıbrıs’taki etnik grupları birbirine düşürdü. Hem Yunanistan hem de Türkiye Kıbrıs’ı kendi egemenliğine almaya çalıştılar. Enosis ve Taksim Kıbrıs’ın Yunanistan’a ya da Türkiye’ye ilhak politikalarına verilen siyasi kavramlardı. Yunanistan’daki 1967 Nisanındaki darbeden sonra Makarios, o zamana kadar temsilciliğini yaptığı Enosis düşüncesinden uzaklaşarak, Kıbrıs’ın daha çok bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. Atina’daki askeri darba ise silahlı Enosis gruplarına desteğini artırdı. Makarios enternasyonal arenada bir bağlantısızlar tutumuyla Sovyetler Birliğine yakınlaştı. Türk ve Yunan kontragerila grupları birbirine karşı saldırılarda başladılar. Yunan yanlısı subayların darbe girişiminden sonra 1974 yılında Türkiye ‘Ayşe tatile çıktı’ koduyla askeri operasyon başlattı. Türk ordusu Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etti. Ülkenin %30 unu ve üretim gücünün %70 ini işgaliyle ele geçirdi. 1984 yılında Kuzey Kıbrıs Türkiye tarafından bağımsız bir devlet olarak ilan edildi ve günümüze kadar başka bir ülke tarafından tanınmadı.
Kıbrıs’ta iki İngiliz üssü ve ABD Echelon casusluk üssü, Fransız askerleri de Paphos havaalanında konuşlandırılmıştır. Güney`deki Yunan Ordusunun birliklerinin yanı sırada 40.000′den fazla da Türk askeri ile Kuzey Kıbrıs işgal edilmiştir. Kıbrıs emperyalistler için batmaz uçak gemisidir. Jeopolitik olarak Kıbrıs Yunanistan, Türkiye, Mısır, Tunus, Libya, Filistin, Lübnan ve İsrail hattında önemli bir konumdadır. Böylelikle NATO Kıbrıs üzerinden bu bölgeyi NATO ülkelerinin ekonomik ve politik çıkarları tehlikeye girdiği zaman militarist baskı altına alabilmektedir.
Kıbrıs’ta yıllarca Yunan ve Türk gladyoları ki bunlar NATO, CIA ve İngiliz MI6’ın soğuk savaş döneminin gizli örgütlenmesiydi, terrörize eylemleri gerçekleştirdiler. Böylelikle burada yaşayan nüfusu zayıflatıp, bölme amaçlarına uygun davranıyorlardı. Bugün gene, İşgale karşı hareket güçlerince tekrar harekete geçmeye başladılar. Kıbrıs’taki bakır madenleri 1950′lere kadar İngiltere tarafından talan edildi. Mısır ile Kıbrıs arasındaki denizde ayrıca petrol rezervleri bulunmaktadır. Kuzey Kıbrıs ayrıca bugün Türk burjuvazisinin offshore-Bankacılığının ve kumar gazinoların merkezi haline getirilmiştir. Böylelikle ülke kara para aklama yeri haline getirilmiştir. Bunun yanı sıra Türk kapitalizmi Kıbrıs’ta ilkel birikimini de gerçekleştirmektedir. İşgal edilmiş topraklar ve bunların üstünde kurulan otelleri satmak gibi yöntemlerle Türk burjuvazisine peşkeş çekilmiştir. Birçok Türk burjuvazisi sermayesini Kuzey Kıbrıs’ta güçlendirdi. Şimdilerde ise AKP taraftarı Türk burjuvazisi Kuzey Kıbrıs’ta aktif ve ülkeyi sömürmekteler.


Sömürge Sorunu


Kuzey Kıbrıs bağımsız bir devlet değil, Türkiye’nin bir sömürgesidir. Türkiye politikasıyla bölgeyi izole etti ve üretimi bitirerek bağımlılaştırdı. Türkiye’nin tarihsel sömürgelerinde geliştirdiği demografik bir politika var: Kürtleri Türk bölgelerine, Türkleri Arap bölgesine (Hatay) ve Kıbrıs’a iskân ettiler. Böylece asimilasyonu çabuklaştırarak anti sömürgeci ayaklanmaların önüne geçti.


Kıbrıs’tan göç ettirilen nüfus ikiye ayrılmaktadır: bir tarafta kuzey Kıbrıs’taki zenginliğe el koyan sömürge hâkimleri, diğer tarafta ise Anadolu’dan biraz daha yüksek ücretlerle çalışmak için gelen ve Kıbrıs işçi sınıfının bir parçası olan kesim. Türk devleti Anadolulu işçileri Kıbrıs işçi sınıfını bölmek için kullanmaktadır. Kıbrıs’ta çalışan herkes için ayni hakların mücadelesi vermek Türkiye’nin bu politikasını geriletecektir.


Adanın güneyinde kitlelerin yaşam düzeyi kuzeyinden daha iyi durumdadır. Bu yüzden birçok işçi kuzeyden güneye günü birlik işlemek için gitmektedir. Bunlardan güneydeki sendikalara da üye olanları, bölünmeyi aşmaktadır. Özelleştirme projelerine, işgal ordularına ve faşist gruplara karşı sınıfın farklı kesimlerini bir araya getirip politika üretilebilir. Liman, ulaşım ve inşaat işçileri kuzey Kıbrıs’taki işçi hareketinin ana çekirdeğidir. Turizm sektöründeki işçiler örgütsel ve politik bazda hareketten izole edilmiştirler. Bunlar sendikalarda örgütlenmesi zor olan ya da sendikaların örgütleme perspektifi olmadığı işçilerdir. Memurlar özelleştirme yasalarına karşı direniş hareketinin öncüleridir. Bu politik kırılma işçilerin politikasını zayıflatmaktadır. Bu yüzden işçi sınıfının farklı kesimlerini birleştirmek çok önemlidir.

İşgal ve Kapitalizm

AB üyesi Güney Kıbrıs AB-Güçlerinin Akdeniz Bölgesindeki konumunu üslerle birlikte güvence altına almaktadır. Kıbrıs aynen Kürdistan ve Filistin/İsrail gibi emperyalist düzenin Yakın ve Orta doğu’daki anahtarıdır. Birçok Kıbrıslı yabancı güçlerin adadan ayrılmasını talep etmektedir. Bu yalnızca kapitalist devletlere karşı yapılacak mücadeleyle gerçekleşebilir. Yani bu mücadele ancak antikapitalist bir perspektifle başarıyla sürdürülebilir. Sonuç olarak Kıbrıs’ta kapitalizm bölgede savaşın bir sebebidir. Kapitalist bir sistem içinde Kıbrıs’ta barışa ulaşılacağına inanmak bir illüzyondan ibarettir. Bu aşamada Kıbrıs’taki devrimcilerin görevi barış için mücadele etmektir çünkü kitlelerin talebi budur. Ayni zamanda halka barışın kapitalizmle mümkün olmadığını anlatmalıdırlar. Gerçek barışın anlamı farklı ülkelerdeki kapitalistler arasındaki rekabetin ortadan kaldırılmasıdır, çünkü yayılma politikaları kapitalistler arasındaki rekabetin sonuçlarıdır. Diğer bir deyişle, gerçek barışın gerçek demokrasiye ihtiyacı vardır, bu da; işçi demokrasisi ve demokratça planlanmış bir ekonomidir.

Kapitalist krizler (sanki önlenemezlermiş gibi) burjuva devletlerini birbirlerine savaşa ve işçi sınıfınıda ücret kesimleri, yükselen hayat pahalılığı gibi mekanizmalarla sinmeye zorlar. İşçi hareketi eğer barış isteğini hayata geçirmek istiyorsa önünde iki yol var, ya kapitalist devleti ezmek ya da nihai olarak kapitalist devlet tarafından ezilmek.
Kıbrıs’ta politika için önemli bir nokta da bölünmede payı olan ülkeler ve işgalcinin statüsüdür. İşgalden dolayı göç ettirilen insanlar işgalci tarafından tazmin edilmelidir. Türk kapitalistlerine iskân edilen toprakların (örneğin otellerin) iadesi gereklidir. İskân sorununun tazminatı işgal ve sömürge güçleri tarafından karşılanmalıdır.
Türk hükümeti özelleştirmelerle işçileri ve çalışanları zayıflatarak Türk kapitalistlerine bağımlılaştırmaya çalışmaktadır. Türk milliyetçiliği bir köprü olarak kullanılmakta, sömürge ve ulusal sorunun üzeri örtülmektedir. Türkiye ve Kıbrıs arasındaki ilişki ana ile yavru durumu olarak iddia edilmektedir.

Devrimci Perspektif

Kıbrıs’ın çalışan nüfusu Türkiye ve Yunanistan arasında bir köprü gibidir. Kıbrıs için ortak politika iki ülkenin işçi hareketlerini ve devrimci solunu bir araya getirebilir. Kuzey Kıbrıs’tan Türk politikasına karşı gelen grev dalgası için bir iki örgütten gelen bir çağrı ile Türkiye’de dayanışma örgütlenmektedir. (http://enternasyonalistkibris.blogspot.com/2011/02/demokratlara-devrimcilere-ve-emek.html) Bu gösteriyor ki enternasyonalist politika mümkün ve gereklidir.

Kıbrıslı emekçiler aynı zamanda Ortadoğu ve Avrupalı emekçilerin mücadelelerini birleştirici bir rol da üstlenebilir. Tunus’ta başlayan devrim ateşi Arapça konuşan dünyada gittikçe yayılıyor. Bu ateşin kıvılcımları Kıbrıs üzerinden Avrupa’ya ulaşabilir ve orada da bir yangın başlarabilir.
Kıbrıs’ın birleşmesi de yalnızca sosyalist temelde mümkündür. Kıbrıs’ı işgal altında tutan tüm Kapitalist devletler var olan durumdan kâr etmektedirler. Bu yüzdendir ki adanın birleşmesi engellenmektedir. Kuzeydeki ve Güneydeki Kıbrıslı burjuvazi de bölünmeyi uzun vadede tesis etmiş, yeni bir rekabet istememektedirler. Kuzey Kıbrıs’taki kapitalistler kendilerini Türk Kapitalistlerinden bağımsızlaştırmaya çalışmakta ama güneyle de birleşme istememektedirler. Kapitalist ekonomik düzen adadaki eşitsiz yaşam düzeyini sağlamlaştırmakta ve birçok sorunun ana kaynağı olmaktadır. Yalnızca birleşmiş Kıbrıs kapitalizme karşı güçlü işçi sınıfının politikasını sağlamaya imkân sağlamaktadır. Bölünmüş bir işçi sınıfı kapitalizmin sömürüsünü kolaylaştırır.
İşgal edilmiş evlerin ve toprakların geri verilmesi sorununu herkesin insana yakışır bir barınma yerine kavuşmasını sağlayacak sosyalist bir ekonomi sistemiyle çözülebilir. Ayrıca iyi donanmış işgal ordularına karşı zafer elde edebilmek için, işçilerin enternasyonal sınıf mücadelesine gerek var.

Meclis Kıbrıs sorununun çözüm yeri değildir. İşçiler ve emekçiler adanın birleşmesi ve işgalcilerden arınması için güçlerini birleştirmelidirler. Onların gücü burjuva partilerin ellerine teslim edilemez. İşçiler ve emekçiler örgütlenmeli, grevdeki iş yerlerinin ve okulların kontrolü ellerine almalıdırlar. Yalnızca bu yol adada kapitalistlerin gücünü kıracak, devletle mücadelenin yolunu açacaktır! Yoksa kazanılan her şey yeniden yitirilecektir.

Bu amacı zafere ulaştırabilmek ve Yunan, Türk ve yerli kapitalistlere karşı mücadeleyi sürdürebilmek için Kıbrıs’ta devrimci enternasyonalin bir parçası olan devrimci bir partiye ihtiyaç vardır. Bu parti işçilerin güçlerini birleştirme rolünü üstlenecek ve güney’de AKEL’in yaptığının aksine, bağımsız bir işçi sınıfı politikası için savaşacaktır. Bunun için ise açık bir devrimci programa ihtiyaç vardır.

  • NATO Kıbrıs’tan defol!
  • Özelleştirmeye hayır! Bütün iş yerlerinin işgali ve işçi kontrolü altında devletleştirilmesi
  • İşsizliği önlemek için planlı çalışma, işçi örgütleri denetiminde!
  • Sömürgeci güç tarafından toprakların iadesi ve tazmini!
  • Seçilmiş grev komiteleri için! Bürokrasinin ihanetine karşı sınıf mücadeleci taban temelli sendikalar için!
Sosyalist Yakın ve Orta doğu konfederasyonun parçası olan birleşik sosyalist bir Kıbrıs federasyonu için!

Devrimci Enternasyonalist Örgüt (RIO), Enternasyonalist Dayanışma (Kuzey Kıbrıs), 1 Mart 2011