Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]

Bundan sonra "Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]" ismi ile http://uluslararasisinifmucadelesi.blogspot.de/ sayfasındayız.
Dayanışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dayanışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2011 Pazar

YAŞASIN DESA İŞÇİLERİNİN ONURLU DİRENİŞİ-MÜCADELEMİZ ENTERNASYONAL

DESA, Türkiye’nin en büyük deri firmasıdır.Ayrıca, DESA,kendi için yaptığı üretimin yanında,dünyaca ünlü bir marka olan PRADA için de üretim yapmaktadır.Dünyanın dört bir yanında satılan,en değerli çanta,kemer ve ceketleri üreten işçiler ise,en doğal ve anaysal hakları olan sendikalaşma haklarından mahrum bırakılmaktadırlar!2008 yılından beridir,DESA’da emekçilerin sendikalaşma mücadeleleri devam etmektedir.Bu gelişmeler karşısında işverenin tutumu ise;işçileri kapı dışına koymaktır.2008 yılında,sendikalaşma ve sendikal ilişkiler yüzünden 42 işçi kapı dışarı edilmiştir.Bunun karşısında emekçiler fabrika önünde direnişe başlamışlardır.Bunun yanında,işçi sınıfının yegane kurtuluş yolu olan enternasyonalizmin de devreye girmesiyle,mahkeme sonucunda DESA haksız ve sendika düşmanı bulunmuştur.Bunun ardına,2009 yılında DESA,sendika ile artık sendikal ilişkilere ve sendikalaşma hakkına düşman olmayacağına dair bir protokol imzalamıştır.Ancak sözlerini tutmuyorlar,imzalanan protokole uymayıp,sendikalı olmak isteyen işçiler ve sendikalı olanların üyelikten istifa etmeleri yönünde, üzerilerindeki baskı ve tehditlerine devam ediyor.Özellikle kadın işçiler üzerinde psikolojik baskı ve mobbing uyguluyor.Son olarak 27 Ocakta,sendikalı olan 2 işçi,bir komplo sonucu kapı önüne koyulmuştur.DESA’nın bu kararı karşısında,2 işçi, işlerine geri dönmek ve işverenin haksız kararını protesto etmek için fabrika önünde direniş başlattılar.Türkiye’de DERİ-İŞ sendikası,işçilerin haklarını korumak için direnişe önderlik etmektedir.

DERİ-İŞ tarafından,uluslararası boyutta DESA işçleri için çeşitli kampanyalar düzenlenmiştir.Bunlardan sonuncusu,26 mart günü yapılan,’’DESA işileri için enternasyonal dayanışma eylemi’’dir.Bugün ise,yine uluslararası boyutta DESA ve PRADA’ya karşı düzenlenen dayanışma konserlerinin Kıbrıs ayağını gerçekleştiriyoruz.DESA işçileri,onurlu direnişleri sırasında,’’Kıbrıs emekçileri yanlız değildir’’ diye pankart açıp,işçi sınıfının yegane kurtuluşu olan enternasyonalizmin pratik bir örneğini göstermişlerdir.Kıbrıs’tada,son zamanlarda genel grevlerin yaşandığı ve süresiz genel grev taleplerinin gündeme geldiği bir süreç yaşanmaktadır.Bu sürecin önünü sendikalar ve emekçiler çekmektedir.Böylesine dönemlerde,farklı ülke emekçileri arasında enternasyonalizm oldukça yüksek bir önem taşımaktadır.Kıbrıslı emekçilerin görevi,kendileri ile dayanışma içinde olan DESA işçileri ile ayni bir enternasyonal dayanışma göstermeleridir.Türkiyede, egemen sınıfların böbürlenerek gündeme getirdikleri küçük büyümeler,DESA örneğinde olduğu gibi en temel haklar gasp edilerek sağlanmıştır.Kıbrıs’ta ise,sömürgeci TC devlerinin dayattığı ekonomik önlem paketleri,Kıbrıslı emekçileri zor durumlara sürüklemektedir.Dünyadaki sömürücüler,gerektiği zaman uluslararası birlik içinde olabilirler;fakat en ufak bir tehlike anında bu birlik bozulabilir;ancak işçilerin mücadelesi hep enternasyonal olmak zorundadır!Egemen sınıfların kar hırsı,her zaman uluslararası örgütlülüklerini göz kırpmadan tasfiye etmelerini sağlarken,dünyanın her yerinde sömürülen işçilerin enternasyonal birliği zaferin yegane yoludur!

Bugün DESA işçileri için yapmış olduğumuz dayanışma eylemleri ve konserleri,yarın Kıbrısta yapılacak olan özelleştirmeler ve emekçi kıyımı politikalarına karşı dünyanın dört bir yanında karşılığını bulacaktır!

SELAM OLSUN DİRENEN DESA-İŞÇİLERİNE!

KAVGA VE KURTULUŞ ENTERNASYONAL!


KTÖS,KTOEÖS,BES,ENTERNASYONALİST DAYANIŞMA,RİO,ATİK.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Kıbrıs halkı yalnız değildir

28 Ocak’tan bu yana Kuzey Kıbrıs’ta 3. genel grev gerçekleşiyor. Kıbrıs halkının büyük bir çoğunluğunun coşku ve kararlılıkla katıldığı bu genel grevde adadaki emperyalist tahakküm ve TC işgali sonuçları protesto edilmekte, Kuzey Kıbrıs halkı kendisine dayatılan yaşamı reddetmekte ve geleceğini kendi ellerine almak için mücadelesini yükseltmektedir.

Kıbrıs halkının mücadelesini selamlamak ve Kıbrıs halkına demokratik bir ülkede yaşama hakkı tanımayan emperyalistlerin tahakkümünü protesto etmek için 7 Nisan günü Devrimci Demokratik Sendikal Birlik tarafından bir eylem gerçekleştirildi. Taksim Tramvay Durağı’nda biraraya gelen DDSB’liler “Kıbrıs emekçileri yalnız değildir” yazılı pankart ve “Faşist TC elini Kıbrıs’tan çek”, “Kıbrıs halkı yalnız değildir” yazılı döviz taşıdılar.

DDSB adına açıklama yapan Özge Kahraman, Kıbrıs’ta giderek artan gerilimin Kıbrıs halkına acılar yaşattığını ve Türk ve Rum halklarının kardeşçe yaşamasının olanaklarının milliyetçilik ve şovenizim saldırıları ile yok edildiğini belirtti. Tüm bu saldırılarla birlikte emperyalist tahakkümün meşruiyet kazandığını belirten Kahraman, Türkiye halkını Kıbrıs emekçileriyle dayanışmaya çağırdı. Eylem “Birlik mücadele zafer”, “Kıbrıs halkı yalnız değildir” sloganları ile son buldu.

Özgür Gelecek gazetesi






Ankara'da Kıbrıs'la dayanışma eylemi


Lefkoşa'da Kıbrıslı emekçiler TC elçiliği önünde, Ankaralı sosyalistler ise Yüksel Caddesindeydi.



7 Nisan Perşembe günü Kıbrıs'ta Sendikal Platformun ve sosyalistlerin çağırısı ile gerçekleşen 3. toplumsal varoluş eylemine destek için Ankara'da da bir basın açıklaması yapıldı. Kıbrıslı Öğrenciler Platformu, Devrimci İşçi Partisi ve Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nin düzenlediği basın açıklaması, saat 19:00'da Yüksel Caddesi'nde yapıldı. Eylemde "İşgalci Türkiye, Kıbrıs'tan defol" pankartı açıldı.

Açıklamada, yıllardır ada üzerinde askeri ve ekonomik hegemonyasını sürdüren TC'nin işgaline son vermesi talebiyle mücadelelere girişen Kıbrıs halkının yanında olunduğu vurgulandı. Yapılan açıklamanın ardından "İşgalci TC Kıbrıs'tan defol", "Kıbrıs halkı yalnız değildir" sloganlarıyla eylem sona erdi.

http://www.gercekgazetesi.net/index.php/bread/item/524-ankarada-kıbrıs-eylemi

'Kıbrıs emekçilerinin taleplerini destekliyoruz'

'Kıbrıs emekçilerinin taleplerini destekliyoruz'

Devrimci Demokratik Sendikal Birlik, Taksim Tramvay durağında basın açıklaması yaparak, “Kıbrıs halkı yalnız değildir” dedi.

Etkin Haber Ajansı / 07 Nisan 2011

İSTANBUL- DDSB üyeleri, Kıbrıs halkına destek vermek amacıyla Taksim Tramvay Durağı'nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması” istendi.

Özge Kahraman yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta 3.kez genel grev ilan edildiğini, “bu grevin adadaki emperyalist tahakküm ve TC'nin işgalinin sonuçlarını protesto amaçlı olduğunu” söyledi. “Kıbrıs Türk halkı, barış içinde demokratik bir ülkede yaşama arzularını ifade etmektedir” diyen Kahraman, Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınmasını istedi.

AKP hükümetinin hakarete varan açıklamalarına tepki gösteren Kahraman, Kıbrıs emekçilerinin sendikaların ve ilerici demokratik hareketlerin öncülüğünde meydanlarda dillendirdiği talepleri destekliyoruz” dedi.

Kahraman, Türkiye halklarına Kıbrıs emekçileriyle dayanışmayı yükseltme çağrısında bulundu. “Faşist TC elini kıbrıstan çek”, “Kıbrıs halkı yalnız değilir” dövizlerinin taşındığı eylem sloganlarla sona erdi.

http://www.etha.com.tr/Haber/2011/04/07/guncel/kibris-emekcilerinin-taleplerini-destekliyoruz/

5 Nisan 2011 Salı

Enternasyonalist Dayanışma’ya

EEK (ERGATIKO EPANASTATIKO KOMMA- WORKERS REVOLUTIONARY PARTY OF GREECE)

Enternasyonalist Dayanışma’ya,

İşgal altındaki Kuzey Kıbrıs’ta bulunan sevgili yoldaş ve kardeşlerimize,

Devrimci İşçi Partisi ( EEK ) size en sıcak selamlarını yollar ve 7 Nisan’da halk karşıtı ekonomik önlemlere, kapitalist oligarşi tarafından empoze edilen kesintilere ve kolonici Türk birliklerine karşı yapacağınız genel greve sınıf kardeşliğini belirtir.

Kavganız amaçsal olarak Yunan işçilerin IMF, AB ve Avrupa merkez Bankası uşaklığındaki PASOK hükümetinin maaşları, emeklilik ödeneklerini,iş imkanlarını, hayat standartlarını ve milyonların sağlık ve eğitim hakkını yok edecek pakete karşı verdiği mücadeleyle birleşiktir. PASOK hükümeti bu paketi bizi krize götüren kapitalist yerli ve uluslararası bankaları kurtarmak için hazırladı. Biz eminiz ki bu paket, biz yani halk tarafından bertaraf edilecektir. Zafere ulaşmak için hain sendika bürokrasini ve onların grevleri 24 saate kısıtlayan engellerini de aşmamız gerekmektedir. IMF, AB, AMB gibi emperyalist oluşumları yenmek için işçi sınıfı ve sınıf mücadelesi veren sendikaların süresiz genel grev düzenlemeleri gerekmektedir, işçi sınıfının iktidarı ve toplumsal özgürleşmenin yegane yolu budur. Şu anki iflas etmiş sosyal sistemden kurtulmanın tek yolu sosyalizmdir.

Bizi şovenist propagandayla bölmeye çalışan sınıf düşmanlarımız aynıdır- Yunanistan ve Türkiye’nin yöneten sınıfları ve emperyalizm, bunlar aynı zamanda Kıbrıs’taki trajedilerin ve bölünmenin de baş mimarlarıdırlar. Ama bizim enternasyonalist birliğimiz ve yoldaşlığımız galip gelecektir.

Devam etmekte olan Arap devrimi ilham kaynağımızdır! Tüm bölgemizi sarsmakta olan devrimci deprem daralmalara, emperyalist müdahalelere ve “demokratik” safsatalarla durdurulamaz. Halk gözünü açtı!

  • Gelin halklarımızın özgürlüğü ve sosyal adaleti için güçlerimizi birleştirelim ve yeni bir gelecek inşa edelim.
  • Kuzey Kıbrıs’taki grev dalgaları için zafer!
  • Kıbrıslı Rum ve Türklerin eşit bir şekilde kardeşçe yaşayabileceği bağımsız, sosyalist ve birleşik bir Kıbrıs için!
  • Emperyalizm Libya’dan, Kıbrıs’tan ve Doğu Akdeniz’den defol!
  • Orta Doğu ve Balkanların özgür ve bağımsız halklarının Sosyalist Federasyonu için!
  • Çok yaşasın enternasyonal dayanışma ve proleter enternasyonalizmi!

Yunanistan Devrimci İşçi Partisi ( EEK ) Merkez Komitesi

Atina, 5 Nisan 2011

TO THE INTERNATIONAL SOLIDARITY

EEK (ERGATIKO EPANASTATIKO KOMMA- WORKERS REVOLUTIONARY PARTY OF GREECE)

TO THE INTERNATIONAL SOLIDARITY

Dear Comrades, brothers and sisters in occupied Northern Cyprus

The EEK (Workers Revolutionary Party) sends you the warmest fraternal greetings and expresses its full class solidarity to the third General Strike that you launched on April 7, 2011 against the anti-popular measures and draconian cuts imposed by the capitalist oligarchy and the colonial Turkish forces.

Your struggle is objectively united with the struggle that Greek workers are waging, particularly a year now with successive General Strikes against the barbarian program imposed by the Greek PASOK government in the service of the IMF, the European Union, and the European Central Bank destroying wages, pensions, jobs, living standards, health and education of millions of people to save the international and local banks and the capitalist system that led our country into bankruptcy. We are confident that we, the people, will defeat them! To achieve victory, we have also to overcome the obstacles that the treacherous trade union bureaucracy put to the powerful workers movement by limiting so far the mass action into 24 hours protests. The working class and the class struggle unions have to organize and prepare an indefinite General Strike to defeat the government and the imperialist agencies of global finance capital, the IMF, the EU, the ECB, to open the road to workers power, and social emancipation, Socialism- the only way out from the current impasse of the bankrupt social system.

We have the same class enemies who try to divide us on chauvinistic lines- the ruling classes of Greece and Turkey and imperialism who are responsible also for the tragedy and division of Cyprus. But our internationalist unity and solidarity will prevail!

The on-going Arab Revolution is our source of inspiration! The revolutionary storm shaking our entire region, all the Middle East in our close neighborhood and at the doors of a Europe in deep economic crisis and social turmoil, cannot be contained despite repression, imperialist war intervention, attempts to provide a “democratic” façade to the same social order. The genie is out of the bottle!

  • Let us unite our forces internationally to build a new future of freedom and social justice for our peoples.
  • Victory to the strike movement in Northern Cyprus!
  • For a united, independent, socialist Cyprus, where Greek and |Turkish Cypriots will live equal as brothers and sisters, without foreign troops and imperialist bases!
  • Imperialism out of Libya, Cyprus, the Eastern Mediterranean and the Middle East!
  • For a Socialist Federation of free and independent peoples in the Middle East and the Balkans!
  • Long live international solidarity and proletarian internationalism!


The Central Committee of the EEK of Greece

Athens, 5 April 2011

3 Nisan 2011 Pazar

Kuzey Kıbrıs’taki mücadeleye omuz ver!

Kuzey Kıbrıs’ta 28 Ocak ve 2 Mart’ın ardından bir 3. Genel Grev’e gidilmektedir. Kıbrıs’taki mücadele salt ekonomik paketlere karşı sürdürülmenin ötesinde TC Devleti sömürgeciliğine karşı yürütülen politik bir mücadeledir. 28 Ocak ve 2 Mart dönemlerinde gerek Almanya ve Avusturya’da yapılan sembolik dayanışmalar, gerekse Türkiye’de yapılan dayanışmalar enternasyonalist dayanışma manasında önemli bir noktaya gelmiştir.

Türkiye solu ve sendikaları, Kıbrıs’tan yapılan enternasyonalizm çağrıları karşısında hiç olmadığı kadar Kıbrıs ile ilgilenmiştir. Bu ise Kıbrıs’ta kitlelerin moralini yükseltmiştir. Türkiye’deki işçi mücadeleleri ile Kuzey Kıbrıs’taki mücadele önümüzdeki dönemde daha da yakınlaşacak ve mücadeleler ekseninde işçi sınıfının birliği için çabamız sürecektir.

Tam da bu noktada Türkiye işçi sınıfı ile yakaladığımız bu ivmenin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs işçi sınıfı örgütleri ve devrimcileri ile de inşaa etmek önümüzde duran başlıca görevimizdir. 7 Nisan’da yapılacak 3. Genel Grev’de atılacak bir adım olarak Yunanistan ve Güney Kıbrıs’tan da enternasyonalist dayanışma örneklerini görmek ve ilerisi için bir adım atmak başlıca hedefimizdir.

7 Nisan’da Kuzey Kıbrıs’ta yapılacak Genel Grev ile dayanışmak için ileri!

Yaşasın işçi sınıfının uluslar arası birliği!

Enternasyonalist Dayanışma


26 Mart 2011 Cumartesi

Deri işçileriyle uluslararası dayanışma

Deri işçileriyle uluslararası dayanışma günü olan 26 Mart vesilesi ile Enternasyonalist Dayanışma, Lefkoşa'daki TC elçiliğine giderek pankart açıp bildiri okudu, dayanışmasını bildirdi.


Yaşasın işçi sınıfının enternasyonal birliği!

Biz, bugün burada İstanbul’da süren deri işçileri mücadelesini selamlamak, başta Almanya olmak üzere bir çok ülkede ilan edilen Deri işçileriyle uluslararası dayanışma gününe dayanışmamızı bildirmek için toplandık.

DESA’nın Düzce ve Sefaköy fabrikalarında 2008 yılından bu yana işçilerin sendikalaşmaları karşısında DESA sendika karşıtı tutumunu sürdürmektedir. 2008 yılında başlayan sendikalaşma sonrasında Düzce’deki sendikalı işçiler ve Sefaköy’de Emine Arslan olmak üzere toplam 41 işçi işten atılmıştı. Açılan işe iade davalarında mahkemelerde DESA haksız bulundu ve işçilerin işe iadesine karar verildi. DESA’ya sipariş veren uluslar arası markalara karşı yürütülen kampanya etkili oldu ve kesilen siparişleri sonrasında DESA T.Deri-İş Sendikası’yla 24 Ağustos 2009 yılında bir protokol imzaladı. Ancak DESA protokolün yükümlülüklerini yerine getirmeyerek sendikalaşmak isteyen işçilere yönelik baskılarını sürdürdü.

Son olarak Sefaköy’de 12 işçi 17 Ocak 2011 tarihinde işten atılmıştır. Atılan işçilerden dokuzu sendikayla görüştükleri ve diğer 3 işçi de sadece sendikayla görüşme yapan bir işçinin akrabaları olduğu gerekçesiyle işten atılmışlardır. Devamında Düzce’de 28 Ocak 2011 tarihinde sendikal çalışmalarda öncü olan Hakan Lermi ve Serdar Kuru adlı işçiler işten atılmışlardır. Hakan Lermi ve Serdar Kuru adlı işçiler işlerine geri dönebilmek için T.Deri-İş Sendikası öncülüğünde 28 Ocak’tan bu yana Düzce’deki fabrika önünde direnişlerini sürdürmektedirler.

Dünyanın en pahalı çantaları Prada markası altında DESA’da üretilirken işçiler asgari ücret koşullarında çalıştırılmakta ve ücretlerini belirlemede söz hakları tanınmamaktadır. Prada gibi lüks tüketim ürünleri, hak ihlallerinin yaşandığı DESA’daki işçilerin ellerinden çıkarak dünyanın en pahalı lüks mağazalarını süslemektedir. Örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkına saygı gösterilmediği ücretli kölelik koşullarında anayasal bir hak olan “sendikalı olmak” uğruna, Türkiye işçi sınıfının Casper Bilgisayar’da, Konak Belediyesi’nde ve Omtex’te verilen mücadeleleri selamlarız!

Casper Bilgisayar Firmasında işçilerin DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasına üye olmalarının arkasından işten çıkartılmaları üzerine başlayan direnişe bir aya aşkın süredir devam etmektedir.

70 yıllık kazanımları Torba Yasa’yla elinden alınana Metal İşçileri ise, Birleşik Metal İş Sendikası öncülüğünde büyük bir mücadeleye başlamıştırlar. 15.000’in üzerinde işçiyi etkileyecek bu mücadelede metal işçilerinin temel talebi; güvenli iş, güvenceli gelecek ve insanca yaşamaya yetecek ücrettir. UPS’te olsun Tekel’de olsun DESA’da olsun talep de kavga da hep aynıdır! Sendikalı, güvenli-güvenceli bir iş!

Türkiye’de 4/c ve Torba Yasalarının izdüşümü Kıbrıs’ta da Göç Yasası’dır. Neoliberal sınıf taaruzu hem Türkiye’de hem de onun sömürgesi olan Kuzey Kıbrıs’ta ayni çizgide sürmektedir. Bu yüzdendir ki mücadele sınır tanımaz, dayanışma zorunludur. Mücadelelerimizden öğrenecek çok şeyimiz, enternasyonalist dayanışmamızla paylaşacak çok zaferimiz vardır.

Yaşasın işçi sınıfının enternasyonal birliği!


Enternasyonalist Dayanışma

22 Mart 2011 Salı

Libya ile Dayanışma ve Eylem Bildirisi

Libya’ya yapılan askeri saldırı Kıbrıslı Türk örgütlerin ortak katılımıyla bugün (Salı) protesto edilecek. Kuğulu Park’ta toplanarak İngiliz Elçiliği’ne yürünecek. Eylem için çağrı metni şöyledir:

AB ve NATO elini Libya’dan çek!

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıslılara dayatarak kendi kendini Garantör ilan eden Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, sömürgecilikten gelen konumlarını uluslararası hukukla sözde ebedileştirmişlerdir. Tam aksine uluslararası hukuk ile altına girdikleri sorumlulukları kötüye kullanarak Kıbrıs’ı Üsleştiren Garnizonlaştırıp bölen onlar oldu. Bunu ise toprak bütünlüğünü garanti etmek adı altında yaptılar ve yapıyorlar. Bizlere de “egemen” üslere ve askeri bölgelere uzaktan bakmak kalıyor. İngiliz üslerinin savaşlarda kullanılması karşısında bile söz hakkı yok Kıbrıslıların, çünkü onlar “egemen” üsler! Kısacası “kırmızı çizgilerimiz” ve “ulusal çıkarlarımız” olarak iddia edilen Garantörlük sistemi başlı başına deli gömleğimiz oldu!
İngiliz üslerinin nasıl kurulduğunu hatırlamak bugün için daha da anlamlıdır, çünkü Üsler Kıbrıs’a Süveş Kanalı Savaşı’ndan dolayı konuşlanmıştı. Yine bugün üsler bir Kuzey Afrika ülkesi olan Libya’nın işgali için kullanıma açılmaktadır. Ki daha önce Irak işgalinde ayni işlevi gördü pek muteber egemen üsler! Kısacası Kıbrıs’a biçilen gömlek “batmayan uçak gemisi” olma durumudur. Bu gömleği yırtmak da bizim elimizde, Libya’ya saldıran koalisyonun bir parçası olan AB ülkelerinden özgürlük beklemek de bizim tercihimizde. Libya’ya bomba atanlar Kıbrıs’a özgürlük vaat edemezler! Kaldı ki ABD Savunma Bakanı amaçlarını itiraf etmiştir: Libya’yı bölmek, yani Kıbrıslaştırmak!
Libya’daki savaş, Cezayir ve Tunus ile başlayan ve Mısır’a da yayılan, Yemen ve Ürdün de de kitleleri sokağa döken, Bahreyn’de işi askeri işgale kadar vardırmalarına sebep olan Arap devrimini bastırmak amacıyla girişilen emperyalist bir girişimdir. Bahreyn’deki Suudi işgali ile başlayan ve Libya ile devam eden bir sürekli savaş dönemine girilmiş bulunmakta. Bahreyn’de kitlelere karşı Kralın çağrısı üzerine yapılan işgal “insani müdahale” olarak adlandırılırken, Libya’da Gaddafi’ye karşı kitleler için yapılıyormuş yanılgısı estirilmeye çalışılıyor ama artık ana medyanın şarlatan yorumcuları dahi ihtimal vermiyor “insani müdahalelere”. Nice Irak, Afganistan ve Yugoslavya insanları heba edildikten sonra alındı bu dersler! Ama anlamak yetmiyor durdurmak için.
Biz burada ne Gaddafi zulmünü ne de emperyalist saldırganlığı savunuyoruz. Biz burada Arap halklarının devrimci mücadelesinin yanındayız. Emperyalistler arası çelişkiler, hegomonya mücadeleleri ve güç ilişkileri bugün Libya’da olanları açıklamak için yeterli olabilir. Bir yanı iç savaş bir yanı emperyalist işgal olan bu durum hatırlatmalıdır ki, önümüzdeki dönemde Kıbrıs’ta mücadele içinde yer alan insanlara daha fazla sorumluluk yüklenmektedir. Bizim “batmayan uçak gemisi” yaftası ile sürümcemeye alınan hayatlarımız anlamakla birlikte değiştirmek için vardır. Anlıyoruz ve değiştireceğiz! Buradaki Üslerin bu savaşta kullanılmaması için mücadele edeceğiz! AB Devletlerinin de içerisinde olduğu Koalisyon güçlerinden bir demokrasi beklentimiz yok!
AB ve NATO elini Libya’dan çek!
Yaşasın Ortadoğu Sosyalist Federasyonu!

Enternasyonalist Dayanışma
Yeni Kıbrıs Partisi
YKP Fem
Baraka
Yasemin Hareketi

20 Mart 2011 Pazar

28 Ocak ve 2 Mart'ta sesimizi duymayanlara cevap!

“Kıbrıs’ta emekçiler İnönü Meydanı’nda iki sefer taleplerini yükselttiler, ilk seferinde Kıbrıslılara hakaret eden, besleme diyen TC Devleti, 2 Mart'dan sonra sus pusları oynarken, UBP ise sanki mitingler kendileriyle alakalı değilmiş gibi davranmaktadır. Kıbrıslıların iradesini hiçe sayanların aymazlığına tepkimizi yükselterek cevap vermek gereklidir.

Tek günlük grevler, şimdiye kadar başarıyla uygulanmıştır. Kıbrıs'ta tarihi günler yaşanmaktadır. Artık ama tek günlük genel grevler ile, kitlelerin talepleri gerçekleşme ihtimali kalmamıştır. Ya adımlarımızı ileri atacağız ya da hedeflerimizden sapmak zorunda bırakılacağız.
Sendikal Platform bundan sonraki süreci muğlaklık içinde bırakarak bekleme sürecine geçmiştir. Tam tersine bu süreçte taleplerimizin daha yüksek sesle dile getirilmesi gerekmektedir.
Bizler, kitlelerin kendi taleplerini gerçektirebilmesi için tek yol olan süresiz genel grevin en kısa zamanda Mart'dan itibaren hayata geçirilmesini Sendikal Platform’dan istiyoruz.
Kitlelerin talepleri icin, SÜRESİZ GENEL GREV için ileri!

Şimdiye kadarki imzacılar:

Telekomünikasyon Sendikası (Tel-Sen)
Enternasyonalist Dayanışma
Bağımsız Liseli Gençlik
Yasemin Hareketi
Devrimci Enternasyonalist Örgüt “

16 Mart 2011 Çarşamba

Türkiye Kıbrıs’ta neyi garanti ediyor?

Türkiye kendi stratejik çıkarlarını korumak ve Kıbrıs’ın kuzeyini sömürgeleştirmek için adaya çıkmıştır. Bu gerçek yakın zamanda bizzat Başbakan Erdoğan tarafından da itiraf edilmiştir. Erdoğan Kıbrıs’ta stratejik çıkarları olduğunu, Yunanistan’ın adada ne işi varsa Türkiye’nin de aynı sebeple orada olduğunu açıklamıştır.

1878 yılında Osmanlı Devleti tarafından İngiltere’ye kiralanan Kıbrıs adası Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1923 yılında resmen İngiliz sömürgesi haline gelmiştir. 1960 yılında dünya çapındaki anti-sömürgeci halk hareketlerinin de etkisiyle İngiltere’nin sömürgeciliği Türkiye ve Yunanistan arasındaki bir anlaşmayla son bulmuş ve iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken bu üç ülke arasında bir garantörlük anlaşması imzalanmıştır. Türkiye 1974’teki Kıbrıs işgalini hukuken bu anlaşmaya dayandırmaktadır.

Resmi görüşe göre Kıbrıs’ta Yunanistan’la birleşme (Enosis) yanlısı cuntanın darbeyle başa gelmesi ve Türklere karşı katliamlara girişmesine karşı Türkiye, Kıbrıslı Türkleri kurtarmak ve barışı sağlamak için adaya çıkmıştır. Oysa 1974 Kıbrıs Savaşı’ndan 37 yıl sonra “kurtarılan” Kıbrıslı Türkler, “Ankara elini yakamızdan çek!” diyerek alanları doldurmaktadır. Bunun sebebi Ankara’nın yalan söylemesidir. Türkiye kendi stratejik çıkarlarını korumak ve Kıbrıs’ın kuzeyini sömürgeleştirmek için adaya çıkmıştır. Bu gerçek yakın zamanda bizzat Başbakan Erdoğan tarafından da itiraf edilmiştir. Erdoğan Kıbrıs’ta stratejik çıkarları olduğunu, Yunanistan’ın adada ne işi varsa Türkiye’nin de aynı sebeple orada olduğunu açıklamıştır.

1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ise sömürgeciliğin garanti altına alınmasında ileri bir adım olmuş Türkiye’nin himayesi altında bir devletçik kurulmuştur. Bugün KKTC’nin ne bağımsız bir askeri gücü ne bağımsız bir maliyesi ne de bağımsız bir dış politikası vardır. Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı adı altında örgütlenmiş silahlı kuvvetlerin komuta kademesi doğrudan TSK’ya bağlıdır. Devletin maliyesi T.C. Yardım Heyeti aracılığıyla tamamen Türkiye’ye bağımlı kılınmıştır. 1974’ten bu yana Kıbrıs ekonomisi bir kumarhane ve kıyı ötesi bankacılık cennetine dönüştürülmüş, narenciye bahçeleriyle ünlü Kıbrıs tarımı çökertilmiş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’inin ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durma koşulları bilinçli olarak baltalanmıştır.

Kıbrıs ve emperyalizm

Kıbrıs sorunu ne sadece adadaki Rumlar ve Türkler arasındaki bir sorundur ne de Türkiye ve Yunanistan arasındaki bir çelişkiden ibarettir. İngiliz emperyalizmi dünya çapındaki sömürgelerini bir bir kaybederken Kıbrıs’ı da kaybetmiş ancak bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken adadaki askeri üslerini güvence altına almıştır. Akrotiri ve Dikelya isimli iki emperyalist askeri üs adanın kaderi üzerindeki ipotek senetleri gibidir. Stratejik Ortadoğu coğrafyasında batmaz bir uçak gemisi olarak nitelenen Kıbrıs adasındaki bu askeri üsler daha önce Irak’ın bombalanmasında İngiliz uçaklarının üssü olmuştu. Bu üsler sadece bölge halklarına karşı bir tehdit değil adanın kendisinde gelişecek anti-emperyalist bir mücadelenin karşısına dikilmiş birer büyük duvardır.

Bugün Avrupa Birliği Güney Kıbrıs’ı tüm adanın temsilcisi olarak yani Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla üyeliğe kabul etmiştir. İngiliz emperyalizminin askeri gücü, Avrupa emperyalizminin ekonomik gücüyle birleşerek adayı kıskıvrak yakalamıştır. Kıbrıs halkı Rumu ve Türküyle geleceğini Avrupa’da görmektedir. Ancak Avrupa’nın bağrında yeşeren sınıf mücadeleleri AB emperyalizminin Kıbrıs emekçilerinin zihnindeki afyon etkisini dağıtabilir. Yüzyıllardır büyük devletlerin çekişme sahası olan adanın kadim halklarının emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı başkaldıracağı günler hiç de uzak değildir. Kıbrıs halkı gerçekten başını kaldırdığında, diğer emekçi halklarla birlikte ilk iş olarak bu emperyalist üsleri ve yabancı askerleri ülkelerinden kovacaktır. O zaman Kıbrıs halkı bir uçak gemisinde değil kadim vatanlarında kardeşçe ve birlik içinde yaşamanın mutluluğuna erişecektir.

DİP programından…

“Devrimci İşçi Partisi, Kıbrıs sorununu çözecek gücün Kıbrıs’ın Rum ve Türk emekçileri olduğu temel noktasından hareketle, Kıbrıs’ta iki halktan emekçileri kucaklayacak tek bir devrimci partinin kurulması mücadelesini destekler. DİP, Türk askerleri dâhil olmak üzere tüm yabancı askerlerin adadan çekilmesini, emperyalist üsler Akrotiri ve Dikelya’nın kapatılmasını, Kıbrıs’ın kaderinin Kıbrıs halkı tarafından herhangi bir dış müdahale olmaksızın belirlenmesini savunur.”


http://gercekgazetesi.net/index.php/makaleler/uluslararasi/item/474-t%C3%BCrkiye-k%C4%B1br%C4%B1s%E2%80%99ta-neyi-garanti-ediyor

10 Mart 2011 Perşembe

Ankara’da Okuyan Kıbrıslı Öğrenciler İnsiyatifi

"Değerli basın emekçileri,

Sözlerime, bugün Kıbrıs’taki İnönü Meydanı’nı dolduran on binlerce insanı selamlayarak ve İkinci Toplumsal Varoluş Mitingi'ne olan desteğimizi belirterek başlamak istiyorum.

Bildiğiniz gibi Türkiye’deki hükümetin, belli medya çevrelerinin ve bazı vatandaşların, Kıbrıslılar için sürekli sordukları bir soru var : ‘’Hem paramızı alıyorlar, hem de isyan ediyorlar, madem sizi besliyoruz, niye isyan ediyorsunuz ?’’

Gerçekten de öyle, madem Kıbrıs halkı Türkiye'den besleniyor, Türkiye sayesinde ekonomisi ayakta durabiliyor, öyleyse bu halk neden isyan ediyor?

Cevap çok açık : Çünkü besleme değil, sömürgeyiz! KKTC’nin gerek ekonomik, gerek siyasi, gerek kültürel, gerek sosyal olarak beslenmediği, tam aksine sömürüldüğü gerçeği Türkiye hükümetlerinin yüzüne vuruldukça, Türkiye hükümetleri de her sömürgeci hükümet gibi öfkeden küplere biniyor. Bugün başta Tayyip Erdoğan olmak üzere en ağır hakaretlerin AKP hükümetinden gelmesi ise, hem Kıbrıs’ta bardağın taşmakta olmasından, hem de AKP’nin hoşgörüsüz ve anti-demokratik bir hükümet olmasından kaynklanıyor.

Biz de, AKP öfkelendikçe ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, KKTC karşısındaki sömürgeci tavrını sürdürdükçe, daha kararlı ve daha kalabalık bir şekilde, haykırışımızı yükselteceğiz : Besleme değil sömürgeyiz !

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü Türkiye KKTC’ye 860 milyon lira gönderiyor. KKTC ise tanınmayan bir ülke olduğundan ve Türkiye ekonomisine bağımlı olduğundan dolayı neredeyse tüm ithalatını Türkiye’den yapıyor. Bu yüzden, KKTC’nin son yıllarda Türkiye’den yaptığı toplam ithalat ortalama 1.5 milyar dolardır. Yani Türkiye’nin KKTC’ye gönderdiği para bir cebinden çıkıp diğer cebine giriyor, üstüne üstlük verdiğinin iki katını geri alıyor. Eski Türkiye Dış İşleri Bakanı Şükrü Sina Gürel’in ‘’Kıbrıs’a 1 koyup 3 alıyoruz’’ sözü hala kulaklarımızda çınlıyor.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü normal şartlarda Türkiye ekonomisinin yükünü çekmesi gereken yüzbinlerce kişi, sistematik ve bilinçli bir şekilde KKTC’ye nüfus aktarımı sonucunda, KKTC ekonomisinin sırtına binmiş durumda. Eğitim ve sağlık gibi KKTC devletinin iki temel harcama noktasına baktığımızda, eğitim ve sağlıkta yapılan harcamaların yüzde 50’sinden fazlasının, Türkiye’den sistematik olarak taşınan nüfusa harcandığını ve bunun küçük KKTC ekonomisi için çok büyük bir yük olduğunu görüyoruz.

Bizler taşınan nüfusa sitem ettiğimizde, Türkiye hükümetleri hemen bizleri ırkçılık yapmakla ve Türkiyeli insanları istememekle suçluyorlar. Halbuki Türkiye’den Kıbrıs’a taşınan nüfusun önemli bir kesimini, ucuz işgücü için Türkiye’den getirilen ve kaçak olarak çalıştırılan işçiler ve onların aileleri oluşturuyor. Kıbrıs’ta acımasızca sömürülen Türkiye kökenli işçiler, çok kötü yaşam koşullarında yaşamak ve ağır bedeller karşılığında çalışmak zorunda kalıyorlar. Hem Kıbrıslı Türk sermayesi hem de Kıbrıs’ta yatırım yapan Türkiye sermayesi, bir yandan Türkiye’den gelen kaçak işçileri sömürüyorlar, diğer yandan bu sömürüye ses çıkaran kesimleri ırkçılıkla suçlayıp, kendi sömürülerinin üstünü örtüyorlar. Bilinmesi gereken şey, sorunun etnik değil, sorunun emek-sermaye çatışmasından doğan bir sorun olduğudur. Bilinmesi gereken şey, sermayenin sevdiği şeyin Türkiye’den taşınan nüfus değil, bu nüfusun sömürülmesinin daha kolay olduğudur. Bilinmesi gereken şey, Türkiye’de Torba Yasa’yı geçiren, Tekel işçilerine saldıran zihniyet ile, Kıbrıs’ta Göç Yasası’nı dayatan, Kıbrıslı Türkleri sömüren zihniyetin aynı olduğudur. Bu zihniyet, etnik köken ayırmaksızın saldırmaktadır, o yüzden mücadelemiz, etnik odaklı değil, emek odaklıdır. Yarım asır önce İngiltere’nin ve egemen sınıfların ‘’böl ve yönet’’ politikalarına maruz kalan ve bunun acısını bugün bile hisseden Kıbrıs’taki halklar, bu kez Türkiye’nin ve yine egemen sınıfların, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan halkları birbirine düşürme oyununa gelmeyeceklerdir. Bugün Ankara’da, Türkiyeli ve Kıbrıslı insanların bir arada olması, bu bilincin en güzel örneğidir. Dayanışma, halkların zarafetidir.

Besleme değil, sömürgeyiz;

çünkü bunu biz değil, Türkiyeli yetkililer kendileri söylüyorlar. Tayyip Erdoğan Kıbrıs için ‘’stratejik olarak ilgiliyim’’ diyerek sömürgeci tavrını ortaya koymuştu zaten. Öte yandan, Türkiye’nin dış politikasını temsil eden Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, meşhur kitabı Stratejik Derinlik’in 179. sayfasında şöyle diyor : ‘’Kıbrıs meselesinin ikinci önemli ekseni ise bu adanın coğrafi konumunun jeostratejik açıdan taşıdığı önemdir. Bu eksen oradaki insan unsurundan bağımsız olarak, bizatihi hayati önemi haizdir. Orada tek bir Müslüman Türk olmamış olsa bile Türkiye’nin bir Kıbrıs meselesi olmak zorundadır. (…)Türkiye de Kıbrıs ile insani unsur dışında stratejik olarak da ilgilenmek zorundadır.”

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü ‘’Kıbrıs Türkü’nü cezalandırmak lazım’’ diyen Halil İbrahim Akça, Türkiye’nin KKTC Büyükelçisi olarak atanıyor. Atanan elçi değil, Türkiye’nin KKTC valisidir, bunu herkes biliyor.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü KKTC’nin Merkez Bankası’nın müdürü bile Türkiye’den atanmaktadır; öte yandan KKTC polisi ve itfaiyesi KKTC’deki sivil yönetime değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlıdır.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü KKTC, Türkiye’nin arka bahçesi olarak kullanılmakta, ve Türkiye’de gerçekleştirilmesinin önünde yasal engeller olan kirli işler, zaten tanınmayan ve kimsenin de hesap sormadığı KKTC’de rahatça gerçekleştirilmektedir. KKTC, kumarhane, genelev, uyuşturucu ve kara para aklama mekânı haline getirilmiştir. Türkiye’nin kirli işlerini gördüğü bir yerdir KKTC.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü bizim isyanımız sadece bizi beslediğini iddia eden Türkiye’ye değil, isyanımız Kıbrıs ile stratejik olarak ilgisi bulunan Yunanistan’a da, İngiltere’ye de ve diğer tüm emperyalist devletleredir.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü kendi ayaklarımız üzerinde durup kendi kendimize yetme çabamızın, Turgut Özal zamanında beri nasıl engellenmeye çalışıldığını, Kıbrıslı Türklerin nasıl üretimden koparıldığı ve memuriyete mahkum edildiğini ve bugün AKP’nin neoliberal paketi olan ‘’Göç Yasası’’ ile bu sürecin nasıl had safhaya ulaştığını çok iyi biliyoruz.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü KKTC’yi Türkiye’nin bile tanımadığını; Türkiye’nin, KKTC’nin ihracat yapmasını engellemek ve böylece üretimden kopmasını sağlamak için Mersin Limanı’nı Kıbrıslı Türklere kapadığını, Türkiye’deki futbol takımlarının KKTC’deki futbol takımları ile dostluk maçı bile yapamadığını çok iyi biliyoruz.

Besleme değil sömürgeyiz;

çünkü 28 Ocak’taki 1. Toplumsal Varoluş Mitingi’nden sonra, Tayyip Erdoğan’ın, bağımsız olduğunu iddia ettiğin KKTC’nin cumhurbaşkanına, Türkiye’nin herhangi bir ilinin savcısı gibi davranarak, eylemcileri yargıya sevk etmesi emrini nasıl verdiğini çok iyi biliyoruz.

AKP, kullandığı öfke retoriği, dayatmacı ve baskıcı yöntem ile, Türkiye’deki birçok kesimi kontrolü altına almaya alıştığı için, aynısını Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıs’ta yaşayan tüm halklara da yapabileceğini zannededursun, bizler, AKP öfkelendikçe meydanlarda daha da çoğalıp, AKP dayattıkça daha güçlü direneceğimizi beyan ederiz. Bunun yanında, ısrarla vurgulamak isteriz ki, KKTC’nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından bir sömürge olarak görülmesi ve bir sömürge olarak kullanılması, AKP ile başlayan bir durum değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet politikasıdır. AKP sadece bu politikasının bugünkü temsilcidir ve asıl mücadelemiz, Türkiye’nin bu genel sömürgeci politikasına karşıdır. Bunun yanında bizler, verilen mücadelenin etnik olmadığını, bugün bizimle dayanışma gösteren Türkiyeli yoldaşlarımızı örnek gösterip beyan ederiz ve bu vesileyle bize destek veren Türkiyeli dostlarımıza teşekkürlerimizi iletir, bizlerle gösterdikleri dayanışmanın asla karşılıksız kalmayacağını ve onların mücadelesinde bizlerin de yer alacağını belirtmek isteriz. Bizler, Ankara’da okuyan Kıbrıslı Öğrenciler İnisiyatifi olarak, bugün İnönü Meydanı’nda Kıbrıslı Türklerin gösterdiği direnişi bir kez daha selamlar, vesayet altında yaşamaya, emeğin sömürülmesine, aşağılanmaya, adaletsiz ve eşit olmayan ilişkilere, Göç Yasası’na, neoliberalizme her zaman hayır diyeceğimizi beyan ederiz. 28 Ocak’ta Kıbrıs’ta yapılan ilk Toplumsal Varoluş Mitingi’nden gerekli mesajı alamayan Ankara’ya, bu mesajı bugün Ankara’da, kulaklarının dibinde haykırarak, bir kez daha ‘’Bağımsız Kıbrıs!’’ diyoruz!

Ankara’da Okuyan Kıbrıslı Öğrenciler İnisiyatifi

Sürekli Devrim Hareketi'nden Kıbrıs Açıklaması

Ankara Kıbrıs'tan Elini Çek!

Sosyalizm İçin Savaşalım!

Kıbrıs'ın tarihi, emperyalist kapitalist sistem ve onların şovenist temsilcilerinin halkları birbirine nasıl düşürdüğünün acılı örnekleri ile dolu. Diğer taraftan aradan onlarca yıl geçmesine rağmen emperyalist sistemin Kıbrıs'taki çözümsüzlüğü devam ediyor.

Kuzey Kıbrıs işgal edileli beri gün yüzü görmedi. Türkiye'deki hakim sınıflar, kendilerinin de kışkırtıcısı olduğu etnik çatışmayı, yaşanan büyük acıları bir sopa gibi kullanarak, Rumlara karşı düşmanlığı sürekli kışkırtarak Kıbrıs'ın kuzeyini adeta bir sömürgeye dönüştürdü. Yunanistan ve Rum tarafındaki egemenlerin milliyetçi-şoven tutumları da uzun yıllar boyunca Rauf Denktaş ile Türkiye devletinin statükocu pozisyonlarını güçlendirdi.

Kıbrıs emekçileri toplumsal muhalefeti güçlendirip Rauf Denktaş'ı devirdiğinde iktidara gelen Mehmet Ali Talat da Kıbrıslılar'da derin hayal kırıklığı yaratarak Türkiye dış politikasının bir aracına dönüştü. Sözde Kıbrıs'ta statüko karşıtı olan AKP gösterdi ki yeni statüko kendisidir.

Kuzey Kıbrıs'ta şimdilerde yeniden bir canlanış var. Türkiye'nin dayattığı neoliberal yıkım paketlerine karşı Kıbrıs emekçileri grevlerle gösterilerle barikat örmektedir. Başbakan Tayyip Erdoğan'ı çileden çıkaran da emekçilerin bu direnişidir. O yüzden de ağzından köpükler saçarak "beslemeler" türünden kokuşmuş iftiralara girişiyor. Sanki "yardımları" karşılıksızmış gibi. Sonra da kalkıp adanın kaderi birkaç yüz bin kişinin isteklerine bırakılamaz diyor. Biz de diyoruz ki Kıbrıs Kıbrıslılarındır. Kıbrıs'ın kaderini Kıbrıslılar belirlemelidir.

Erdoğan diyor ki "Yunanistan'ın ne işi varsa biz de onun için oradayız." Biz de diyoruz ki Yunanistan da siz de İngiltere de diğer yabancı emperyalistler de Kıbrıs'tan defolun gidin. Faşist çetelerinizi, yıkım paketlerinizi, mafyanızı, işgalci güçlerinizi alın ve gidin.

Kuzey Kıbrıslı emekçilerin 28 Ocak'taki 50 bin kişilik coşkulu mitingde dile getirdikleri kendi kaderini tayin arzusudur: "Ankara ne paranı, ne paketini ne de memurunu istemiyoruz!" Biz Türkiyeli devrimci Marksistler kuzey Kıbrıslı emekçilerle omuz omuza dayanışma içinde olduğumuzu bildiririz.

Diğer taraftan Kıbrıs emekçileri ve gençlerine bildirmeyi görev biliriz ki kapitalist sistem sınırları içerisinde Kıbrıslı emekçiler gerçek bir çözüm elde edemeyecektir. Halklar arasındaki kardeşleşme, sınırların kalkması ve birarada yaşam için en büyük engel kapitalist-emperyalist düzendir. Doğu Akdeniz'de stratejik bir yerde konumlanan Kıbrıs'ın kontrolü için ne Türkiye ve Yunanistan egemenleri ne de ABD-İngiltere yönetimleri mücadele etmeyi bırakacaktır.

Kıbrıs emekçileri bir yandan Türkiye egemenlerine karşı savaşırken diğer yandan da işçi sınıfının bölgesel birliği için çaba harcamalı, kapitalist sömürü düzenini yıkmayı hedeflemelidir. İşçi sınıfının bölgesel birliği ilk önce Kıbrıslı Türk ve Rum işçilerinin daha sonra da Türkiyeli ve Yunan emekçilerin birliği anlamına gelir.

Unutulmamalıdır ki neoliberal saldırılara karşı sadece Ortadoğu emekçileri değil başta Yunanistan olmak üzere Avrupa çapında emekçiler ayaktadır. Dünya kapitalizmi krizdedir, Ortadoğu emekçileri isyanlarla dünyayı sallamaktadır. Kıbrıslı emekçi dostlarımız da yerel bir kurtuluş olmadığını bilmeli ve bu bağlamda birleşik sosyalist bir Kıbrıs mücadelesini verirken bunun da ancak sosyalist bir Avrupa ve Ortadoğu kavgasıyla gerçekleşebileceğini akıldan çıkarmamalıdırlar.

Sürekli Devrim Hareketi (SDH), küresel kapitalizme karşı işçilerin ve gençliğin devrimci birliğini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Kıbrıslı emekçi dostlarımızı kalıcı barış, refah ve özgürlük için sosyalist eşitlik kavgasına omuz vermeye çağırıyoruz.

Adadaki Tüm İşgal Güçleri Geri Çekilsin!

Kıbrıs Kıbrıslılarındır!

Yaşasın Birleşik Sosyalist Kıbrıs Cumhuriyeti!

Yaşasın Sosyalist Dünya Devrimi!


(04.03.11)

İstanbul’da Kıbrıs halkıyla dayanışma yürüyüşü



Kuzey Kıbrıs'ta bugün gerçekleştirilen ikinci Toplumsal Varoluş Mitingi ile dayanışma amacıyla İstanbul’da bir eylem düzenlendi.

Kuzey Kıbrıslı işçi ve emekçilerin, Türkiye devletinin dayattığı sosyal yıkım paketine ve sömürgeci politikalarına karşı mücadelesine Türkiye’den ses vermek amacıyla DİP, EHP, İşçi Cephesi, ESP, TÖP, SBH, Türkiye Gerçeği ve Köz Gazetesi’nin düzenlediği eylem Taksim Galatasaray Meydanı’nda başladı. “Ankara Kıbrıs’tan elini çek” pankartı arkasında yürüyüşün ardından Taksim Meydanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

Basın açıklamasında, Türkiye devletinin dayatmacı politikaları ve sosyal yıkım yasası karşısında Türk ve Kürt işçilerinin yerinin Kuzey Kıbrıslı işçi ve emekçilerin yanı olduğu vurgulandı. Bütün yabancı askeri birliklerin ve emperyalist üslerin Kıbrıs’ı terk etmesi istendi.

Eylem boyunca “Ankara Kıbrıs’tan elini çek”, “Kıbrıs Kıbrıslılarındır”, “Sermayeye garantör, Kıbrıslıya diktatör” ve “Yaşasın proleter enternasyonalizmi” sloganları atıldı.

Basın açıklamasının okunmasının ardından eylem sona erdi.

http://www.gercekgazetesi.net/index.php/bread/item/438-istanbul%E2%80%99da-k%C4%B1br%C4%B1s-halk%C4%B1yla-dayan%C4%B1%C5%9Fma-y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F%C3%BC