Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]

Bundan sonra "Yeni İnsan-Neos Anthropos [Devrimci Marksist Fraksiyon]" ismi ile http://uluslararasisinifmucadelesi.blogspot.de/ sayfasındayız.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Kuzey Kıbrıs’ta Sınıf Taarruzu: Eğitim’de özelleştirme!


Dün (21 Haziran), Kıbrıs’ın işgal rejiminde yine tarihi günlerinden birini yaşandı. Kıbrıslı Türklere karşı, Türk Devleti ve onun sınıf işbirlikçileri tarafından dayatılan yıkım politikalarına dün yine büyük bir karşı duruş geldi. DAÜ (Doğu Akdeniz Üniversitesi)’nün okul öncesi kurumlarının, Türk burjuvazisine mensup Doğa Grubu’na peşkeş çekilmesine karşı, dün DAÜ önünde arbedenin ve yarananların da olduğu bir eylem gerçekleştirildi. Eylemde polisin orantısız güç kullanması ve provokatif tavırları daha önceki ekonomik paket eylemlerini aratmadı ve olaylara sebep oldu.

Öncelikle, saat 09:30 gibi üniversitenin rektörlüğünde toplanan kitle, pankartlarını açıp sloganlar attı. Daha sonra DAÜ-SEN’in başkan ve genel sekreteri, halka, bugün bir sürpriz yaşanacağının haberini verdiler. Dayanışma için orda bulunan sendika başkanları da kitleye hitap ettikten sonra, beklenmedik haber kitleye duyuruldu; peşkeş çekilmesi planlanan DAK(Doğu Akdeniz Kolejine)’a, halk tarafından el konulacaktı! Önceden kararlaştırılmış bir “işgal”in komitesiz, tabandan örgütlenmeden pratiğe geçirilmesi zordu. İşgal şov için değil sınıf mücadelesini yükseltmek için, kitlede oluşmaya başlayan militan ruhu ilerletmek için yapılmalıydı.

İşgal haberinin meydanda duyulması ile beraber, üzerinde ‘’Bu okula halk tarafından el konulmuştur’’ yazan pankart önderliğinde, kitle DAK’a doğru harekete geçti. Kitlenin hemen arkasından ise yaklaşık 100-150 polis otobüsler ile kitlenin gideceği alana doğru yola koyuldu. Polis otobüsü yolda ilerlerken bir grup eylemci otobüsün önüne geçerek polisi yavaşlattı. Bunu fırsat bilen diğer eylemciler ise, koşarak DAK’ın bahçesine girip kapılara dayandılar. Kolaylıkla işgal edilebilecek olan bina, içerdeki sayısı 10’u aşmayan polisin direnişiyle karşılaşınca, eyleme önderlik eden DAÜ-SEN üyeleri insanları sakinleştirmeye başladı. Bu da aslında tabandan örgütlenmeyen siyasetin vehametiydi! DAÜ-SEN’in müdahalesiyle “el koyma” işlemi sendikal bürokrasinin ‘olmazlarından’ biri oluverdi.

DAÜ-SEN’in bu yaptığı, bir hataydı. Sayıları yüzlerce olan eylemciler binayı işgal edebilir ve taleplerini daha kesin ve güçlü bir şekilde yetkililere dayatabilirlerdi. Sendikanın tansiyonu düşürmesiyle kitle hantallaştı. İlk yaşanan arbede sırasında, bir gencin kafası, polis copu ile darbe alarak yarılmıştı. Kitlenin sakinleştiği anda, DAÜ-SEN’den içeride bulunan iki kişi, üzerinde ‘halk tarafından’ el konulmuştur yazılı pankartı, binanın damına astılar. İnsanlar, bu yaşanan gelişmeyi büyük bir coşkuyla karşıladı. Sembolik de olsa bina işgal edilmişti! Pankart bir süre orda kaldıktan sonra, yukarı çıkan ve sayıları eylemcilerden fazla olan polis, pankartı yırtarak eylemcileri kontrol altına aldı. Polisin bu hamlesi karşısında, patlamaya hazır bir bomba halinde olan kitlenin sabrı artık taşmıştı. Eylemcilerin yarısı, bir anda öfkeyle koşturarak binanın inişinin olduğu arka tarafa gittiler ve tutuklanmak üzere aşağı indirilen eylemcilerin ineceği kapıyı tutmaya başladılar. Hiçbir suçları olmayan ve sırf sadece pankart astıkları için tutuklanacakları arkadaşlarının polis tarafından tutuklama aracına götürülmesini engellemekte kararlıydılar. Kapılar tutulduktan sonra polis eylemcileri binanın içinde bekletmeye başladı. Bir gözdağı için bu tutuklamanın yapılması gerekiyordu. Sendika yetkililerinin polise uyarıları başladı; eğer arkadaşlarımız serbest bırakılmazsa, olacaklardan tamamen polis sorumlu olacaktır. Belirli bir süre geçip, içerden haber gelmedikten sonra, kitle, önde kadınlar olmak üzere polis barikatına karşı yüklenmeye başladı. Polisin olağanüstü sert mücadelesinde ayni zamanda başladı. Sadece üzerilerine doğru gelen insanlara kadın, yaşı küçük öğrenci demeden coplar ve kalkanlarla vurmaya başladılar. Malum,TC sömürgesi olan Kıbrıs’ta Polis Askere bağlıdır, karar bağlı oldukları GKK’dan ve onların işbirlikçilerinden gelmişti; Cop aslında sömürge bilincine vurulmaktaydı!

Kıyasıya coplama devam etti. Polis copu ile kafasına darbe alan 16 yaşındaki bir kız travma geçirdi, bir sendika yetkilisi ise bayıldı. Arbede sırasında sadece cop değil, işi provokasyon yapmak olan sivil polisler su şişelerini kitle üzerine atılmaya başladı. Bu olay, eylemcileri daha da kızdırdı. Yaşanan arbedede özellikle copu sallayan polisler de kitle içine çekildi ve halk tarafından kalkan, cop ve şapkaları alındı. Yaşanan kısa süreli ama şiddetli arbededen sonra ortalık biraz durulmuştu ki bir polis tarafından bir başka provokatif hamle daha yapıldı. İçeriye fazladan cop sokulmaya karar verildi. Copları taşıyan araç içeriye girmeye çalıştı ancak kitle giriş kapılarını kapatmıştı. O sırada copları almak isteyen bir genç, polisler tarafından yere atıldı ve yerde tekmelendi. Kitlenin bir yöne doğru sürüklenmesini fırsat bilen polisler ise, içeride tutulan eylemcileri, sürükleyerek polis aracına götürdü. O sırada eylemcilerden birinin annesi, eylem alanında fenalık geçirdi. Yaşanan bu gelişmeden sonra, tekrar kitle şeklinde toplanılıp polis barikatına yüklenmek gerekirken, kitlenin yetersizliği ve eyleme liderlik edebilecek grup yoksunluğundan tansiyon yine düştü. Tam o sıralarda,özelleştirmenin kararını veren VYK (Vakıf Yöneticiler Kurulu) üyesi bir Zat, eylem alanına gelerek provokasyon ve fişleme girişiminde bulundu ve sendika yetkilileri tarafından tartaklandı. Daha sonra ise DAÜ-SEN ‘den eylemin bittiğine dair bir açıklama geldi. Artık çadır ve nöbet eylemi başlayacağı duyuruldu.

Sonuca baktığımızda, Türk Devleti’nin işgal rejiminde polis terörünün ve kitle reaksiyonunun yüksek dozda olduğu bir gün geçirdi Kıbrıs. Aslında bunlar kitle açısından iyi gelişmeler. Burjuvazinin sınıf taarruzu ise genişleyerek ve derinleşerek sürüyor. Ulaşım sektöründen sonra eğitim ve sırada da Bankalar, Sigorta sistemi ve Kooperatif yapıları var… DAÜ-DAK eyleminde ‘Komitesiz’ işgal kalkışmasının başarısızlığından ders alarak, önümüzdeki dönemde işçi/çalışan komitelerinin olmadığı “işgal hâli”nin başarılı bir hâl olmayacağı aşikâr: Çünkü işyeri işgalleri sendikal bürokrasiye teslim edilemeyecek kadar önemlidir. Kıbrıslı Türklerin bu tarzda militan eylemliliklere alışmaları yararlı olacaktır. Velâkin siyasetin tabana yayılmadığı, işçi komiteleri olmaksızın sürdüreceğimiz direnişler, ‘umut besleyen zayıflığımızı’ kıracaktır! Sömürgeci Türk Devleti’nin ve burjuvazisinin Kıbrıs’a karşı sürdürdükleri sınıf taarruzuna karşı durulacak yegâne yol bu siyasal hattır. Dün Kıbrıslı Türklerin yedikleri cop sömürge bilincine vuruldu: Bunu henüz burjuvazi ve sömürgeci bürokrasi bilmiyor. Bundan sonrası için yükselen sınıf mücadelesi umut vaat etti, Mağrip’te, Akdeniz’de, Orta Doğu’da olduğu gibi kazanılacak bir dünya olduğunu hatırlattı Kıbrıslı’ya!

5 Haziran 2011 Pazar

Kıbrıs: Önemli olan, süresiz genel grevin hayata geçirilmesi

Geçtiğimiz 7 Nisan’da Kıbrıs’ın kuzeyinde üçüncü kez bir genel grev yaşandı, meclis önünde eylem yapıldı. Bu son eylemin anlamını, Kıbrıs’ın kuzeyindeki güçlerin pozisyonunu ve geleceğin olasılıklarını Kıbrıs’ta Enternasyonal Dayanışma adı altında faaliyet gösteren akımdan Aziz Şah ile konuştuk.

Gerçek: En son yapılan 7 Nisan eylemini nasıl değerlendiriyorsun? Daha önce yapılan eylemleri de göz önüne alırsak, bu eylemi onların arasında nasıl bir yere yerleştirirsin?

Aziz Şah: Kıbrıs’ta kendiliğinden gelişen bir süreç vardı 28 Ocak, 2 Mart ve 7 Nisan genel grev ve eylemlerinde. Biraz da Türk devletinin sömürgeci saldırıları ve müdahaleleri sonucu kitleselleşti. Bu sürece müdahale edebilecek güçlerin yoksunluğu ve Sendikal Platform’un da çok başlı oluşu 7 Nisan’da bekleneni ortaya koydu: Süreç iflas etti! Sürece müdahale edemeyen sendikal-siyasal güçlerin özeleştiri vermemeleri bundan sonrası için de başarısızlık getirecektir. Bu sürecin 7 Nisan’la düşüşe geçeceği, daha 2 Mart’ta belliydi. 25 Nisan’da rejim partilerinin (CTP ve TDP) düzenlediği mitingin başarısız geçmesine de eminim “kıs kıs” gülmüştür müdahaleci olamayan sendikal-siyasal güçler. Ama ortada CTP ve TDP’nin başarısızlığından çok kitlenin parçalanması ve yılgınlığı söz konusu.

Diğer taraftan 7 Nisan’a daha önceki genel grevlere hazırlanır gibi de hazırlanmadı sendikalar. Bunun çeşitli nedenleri var, örneğin KTÖS Genel Kurulu ve Brüksel sarhoşluğu. Ortada bir baştan savma sözkonusu: Bir yanıyla kitle usanmıştır, diğer yanıyla ise sendikal bürokrasi ne yapacağını bilmemektedir. İşgal rejimi geri adım atmadığı sürece bir başarı elde edemeyerek, bu kısır döngü içinde mücadele sıkışıp kalmaktadır.

G: Siyasi partilerin sendikaların başlattığı hareketten koptuğu ve Türkiye devletine karşı muhalefet etmekten vazgeçtikleri yönünde duyumlar var. Bu konuda neler söylemek istersin?

A.Ş. : Bu noktada hareketin niteliği önemli. Anti-kapitalist talepleri olan ve özünde sömürgecilik ve işgal karşıtı bir hareketi mevcut siyasal partiler sağa çekmek için uğraşır. Bu yüzden Sendikal Platform, en başından partilerle mesafeyi korudu. Bunun karşısında da şöyle bir tespitte bulunabiliriz ki “sol” düzen partileri TDP ve CTP kendi burjuva blokunu oluşturmak için çaba içerisindedir. Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na yönelmeleri ve çağrılarda bulunmaları bunun göstergesidir. Sendikal Platform karşısına liberal bir blok ile çıkmaktadırlar. Sendikal Platform’un içerdiği unsurların farklılığı da göz önünde bulundurulursa sürecin içerdiği tehlikeler anlaşılabilir. Bir tarafta parçalı bir sendikal blok, onun karşısında ise liberal sol blok.

G: Kıbrıs muhalefetinin güçlü eylemleri sonucunda Kıbrıs meselesi Türkiye'de konuşulmaya başlandı ve olumsuz ithamlarla da olsa bir muhalefetin varlığının kabulü noktasına gelindi. Bundan sonraki sürecin gelişimini nasıl görüyorsun? Bundan sonra yaşanabilecekleri, özellikle Kıbrıslı emekçiler açısından değerlendirebilir misin?

A.Ş: Bu süreçte Türkiye solu ve işçi örgütleri ile güzel bir ilişki içerisine girdik. Gerek sendikaların gerekse devrimci örgütlerin Kıbrıs’la oluşturdukları dayanışma anlamlıydı. Kaldı ki TC’nin bir sömürgesi olan Kıbrıs’ta, Türkiye işçi sınıfından ve Kürt halkının mücadelesinden soyut bir mücadele bizim kurtuluşumuzu mümkün kılamaz. Enternasyonalizm, kavram olmaktan çıkıp pratikte işler hale geldiği zaman anlamlıdır ve bu süreçte özellikle DİP’le, Deri-İş sendikasıyla ve İzmir Sendikalar Birliği ile geliştirdiğimiz devrimci dayanışma bu noktada önemlidir.

Kıbrıs’taki mücadelede bundan sonraki önemli tarih 1 Mayıs’tır. Mitingleştirilmiş bir eylem bekliyor bizi. Geçen yıllarda Kıbrıs’ta ortak 1 Mayıs kutlanırdı, tüm Kıbrıslılar birlikte. Bu 1 Mayıs’ın ayrı kutlanması ayrıca olumlu ve olumsuz durumlar içermektedir. Bu 1 Mayıs’ın 7 Nisan’ın devamı niteliğinde tasarlandığı açık. Ve fakat 7 Nisan’dan daha güçlü olamayacağı da açık.

Bundan sonrası için önemli olan, bizim 28 Ocak’tan beridir savunduğumuz ve Sendikal Platform’un da bir tehdit olarak dile getirdiği Süresiz Genel Grev’in hayata geçirilebilmesidir. Sendikal Platform’un söylediği kadarıyla, eğer herhangi bir “Göç Yasası” maddesi mecliste görüşülürse Süresiz Genel Grev’e gidileceğidir. Telekomünikasyon ve Elektrik sektörlerinde hazırda bekleyen bir sınıf taaruzu var: Özelleştirme! Şu anki haliyle sendikal-siyasal güçler bu sınıf taaruzuna karşı duramaz. Süresiz Genel Grev’in yalnızca bu sektörlerde değil bütün alanlara yayılarak sendikal-sınıfsal birlik içerisinde direnilmesi şarttır! Kaldı ki özelleştirme saldırısının arkası da var, TC Devletinin sınıf taaruzu genişleyerek ve derinleşerek ilerleyecek. Sendikal-Siyasal Güçlerin şaşkınlıklarını bir kenara bırakıp toparlanmaları gerek. Enternasyonalizmi ise Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nun kapısında değil, Avrupa ve Türkiye işçi sınıfında aramalıdır yoldaşlar…

Tekrardan DİP’li yoldaşlara bu süreçte devrimci dayanışmaları ile yanımızda oldukları için teşekkürler.

*Bu yazı Gerçek Gazetesi’nin Mayıs 2011 tarihli 19. Sayısında yayınlanmıştır.

http://gercekgazetesi.net/index.php/component/k2/item/615-kıbrıs-onemliolan-suresiz-grev

23 Mayıs 2011 Pazartesi

KTHY ve bütün mücadeleler: "Saman Alevi"nin Örgütlenmesi Gerek!

KTHY’nin mağdur çalışanları, dün (18 Mayıs) yine bakanlar kurulu toplantısının yapıldığı başbakanlık önünde toplanmışlardı. Herkes artık biraz daha sabırsız ve biraz daha gergindi. Bir yılı aşkındır evine ekmek götüremeyen, çocuğunu okuldan alan ve daha kötüsü yuvası yıkılan insanların kaybedecekleri bir şey yoktu artık. Öncelikle ortamdaki havanın yarattığı gerginlik ile gelen bakanlar pet şişe yağmuru ile karşılandı. Bu pet şişeler, başbakan Küçük’ü çok kızdırdı. Hem de o kadar kızdırdı ki, batan KTHY için mağdurları suçlayıp, onlara terörist demesine yol açtı. Küçük’ün, tıpkı bir kukla gibi alınan kararları uygulaması ve KTHY’yi batırmasının suçunu, dışarıdaki kalabalığa atması, dışarıdaki kitlenin gerginliğini ve asabiyetini epey bir katlamıştı. O sırada, eylemcilerden biri megafonu alarak Küçük’e seslendi; “Ey başbakan buraya 500 polis topladın sana 2 pet şişe atıldı diye! Sen bizim hayatımıza bomba attın! Bugün bizim için burdan iyi bir karar çıkmazsa bil ki 500 polis değil, kolorduyu getirsen, bu kitleyi durduramayacaksın.”

Eylemcilerden birinin bu seslenişi, hiç kuşku yok ki oradaki herkesin hemfikir olduğu bir seslenişti. Oradaki herkesin fikirleri ve duyguları, seslenme yapan eylemcinin tıpa tıp aynısıydı. Gergin bekleyiş sürerken, içerden haber geldi. Habere göre, yumurta ve pet şişe atanlar gözaltına alınacaktı. Bunun ardından KTYH mağdurları kendi aralarında bir toplantı yaptı eylem yerinde. Gergin ve uzun bekleyişin sonunda, kitle başbakanlığın önünden, en işlek cadde olan anayola doğru harekete geçti. Alkışlar ve sloganlar ile başbakanlık binasının sonuna kadar yürüdükten sonra, yaklaşık 100 kişi aynı anda anayola, o işlek caddeye doğru koşmaya başladı. Kırmızı ışığın yandığı sırada hepsi birden yolun ortasına oturmuş ve yolu kapatmışlardı. Daha önce Kuzey Kıbrıs’taki hiçbir eylemde yol kapatılmamıştı ve bunu ilk kez KTHY mağdurları gerçekleştirmişti.

Kitlelerin arkasından olay yerine gelen polisin uyarıları başladı. Ya o insanlar oradan kalkacaktı ya da birer birer pataklanarak gözaltına alınacaklardı. İnsanlar oturmaya devam etti. Tam o sıralarda, biri fenalaştı. Kalbi sıkışmıştı. Kim bilir ne kadar sıkıntı ve stres, bu eylemdeki gerginlikle beraber onu vurmuştu. Fenalaşan adam yerde yatarken, Hava-Sen başkanı Buran Atakan’ın ona söylediği şeyler süreci ve mücadelenin ciddiyetini birkez daha şiddetle ortaya koymuştu. “Öleceksen burada öl, direnişte öl!’’. Sendika başkanının bu sözleri, artık o insanların kaybedecek birşeylerin olmadığını bir kez daha gösterdi.

O dakikadan sonra polis artık daha sert uyarılar başlamıştı ve önce kadınları bir kenara toplamaya başladı. İlk müdahale yerde oturan bir eylemciyeydi. Sürüklenerek kenara çekildi ve ondan sonra polisin şiddetli saldırısı başladı. Yüz kişilik kalabalığın içine dalmışlar, kıstırma stratejisi ile insanları vura vura, kapattıkları yolun dışına itmeye başladılar. İnsanlar her ne kadar dirense de o şiddetin karşısında polisin istediği güzergâhta ilerlemeye başladılar. Bu arada, KTHY mağdurları ve destekçileri yolu kapatmışlardı; ancak acil işi olanlara yol bekletilmeden açılıyordu. Mesela o sırada bir doktorun hastaneye yetişmesi için, kalabalık hemen yoldan çekildi. Hükümet emirli polis saldırısı devam ediyordu. Kadınlar bir kenara alınmıştı; ancak kadınlar da tekmelendi, yerlerde sürüklendi. Hele bir eylemci vardı ki onun gözaltına alınması akıllara durgunluk vermişti. Polisin uyarılarına karşı, hafif yüksek bir ses tonuyla; “orda yürüme burada yürüme! Nerde yürüyeceğiz biz’’ gibi bir çıkışma yapmıştı ki yüksek rütbbeli bir polisin emri ile onlarca polis tarafından tekme ve yumruklanarak götürülmüştü. Daha sonra emri veren polise onu neden aldıkları sorulmuş ve polisin cevabı ise “o çok konuşuyor’’ olmuştu. Artık olaylar sakinlemişti. Dördü KTHY mağduru sekizi ise destekçi olmak üzere 12 kişi gözaltına alınmıştı.

Kitle peşlerinde polis, ana yolun bir şeridini kapatarak direniş çadırlarına kadar yürüdü. Çadırda diğer sendika başkanları, siyasi parti başkanları ve örgüt temsilcileri hazır bulunuyordu. Çadırda, tutuklananların serbest bırakılması için, polis müdürlüğüne gidileceği kararlaştırıldı ve yaklaşık 30 dakika sonra konvoylar halinde oraya gidildi. Ancak gözaltındakiler serbest bırakılmadı ve olaylı günün bir gün sonrası 19 Mayıs sabahı, yine insanların polis müdürlüğü önüne gitmesinden sonra serbest bırakıldı.

KTHY çalışanlarının aylardır süren onurlu direnişleri, artık onları benzeri görülmemiş eylem yöntemleri ile haklarını söke söke alma aşamasına getirmiştir. Tam da bu sırada, toplumun diğer çalışan kesimleri, sendikalar ve siyasi örgütlerin, KTHY mağdurları ile dayanışma içinde olmaları ve onların verdiği mücadeleleri benimsemeleri gerekmektedir. Mevcut sistem içinde, sıra bir gün diğer insanlara da gelecektir. KTHY çalışanlarının dün gerçekleştirdikleri ve ulaşımı kısa süre içinde felç eden eylemleri, bize işçi sınıfının ve işsiz bırakılan insanların gücünü göstermiştir. Bu eylemlerin sıklaşması ve önemi daha fazla olan alanlara yayılması, değişimi getirecektir. KTHY çalışanlarının dün yaktığı ateş, devrim ateşidir, usta ve kuklaları küle çevirmeden de durmayacaktır!


19/05/2011-Lefkoşa

22 Mayıs 2011 Pazar

YAŞASIN DESA İŞÇİLERİNİN ONURLU DİRENİŞİ-MÜCADELEMİZ ENTERNASYONAL

DESA, Türkiye’nin en büyük deri firmasıdır.Ayrıca, DESA,kendi için yaptığı üretimin yanında,dünyaca ünlü bir marka olan PRADA için de üretim yapmaktadır.Dünyanın dört bir yanında satılan,en değerli çanta,kemer ve ceketleri üreten işçiler ise,en doğal ve anaysal hakları olan sendikalaşma haklarından mahrum bırakılmaktadırlar!2008 yılından beridir,DESA’da emekçilerin sendikalaşma mücadeleleri devam etmektedir.Bu gelişmeler karşısında işverenin tutumu ise;işçileri kapı dışına koymaktır.2008 yılında,sendikalaşma ve sendikal ilişkiler yüzünden 42 işçi kapı dışarı edilmiştir.Bunun karşısında emekçiler fabrika önünde direnişe başlamışlardır.Bunun yanında,işçi sınıfının yegane kurtuluş yolu olan enternasyonalizmin de devreye girmesiyle,mahkeme sonucunda DESA haksız ve sendika düşmanı bulunmuştur.Bunun ardına,2009 yılında DESA,sendika ile artık sendikal ilişkilere ve sendikalaşma hakkına düşman olmayacağına dair bir protokol imzalamıştır.Ancak sözlerini tutmuyorlar,imzalanan protokole uymayıp,sendikalı olmak isteyen işçiler ve sendikalı olanların üyelikten istifa etmeleri yönünde, üzerilerindeki baskı ve tehditlerine devam ediyor.Özellikle kadın işçiler üzerinde psikolojik baskı ve mobbing uyguluyor.Son olarak 27 Ocakta,sendikalı olan 2 işçi,bir komplo sonucu kapı önüne koyulmuştur.DESA’nın bu kararı karşısında,2 işçi, işlerine geri dönmek ve işverenin haksız kararını protesto etmek için fabrika önünde direniş başlattılar.Türkiye’de DERİ-İŞ sendikası,işçilerin haklarını korumak için direnişe önderlik etmektedir.

DERİ-İŞ tarafından,uluslararası boyutta DESA işçleri için çeşitli kampanyalar düzenlenmiştir.Bunlardan sonuncusu,26 mart günü yapılan,’’DESA işileri için enternasyonal dayanışma eylemi’’dir.Bugün ise,yine uluslararası boyutta DESA ve PRADA’ya karşı düzenlenen dayanışma konserlerinin Kıbrıs ayağını gerçekleştiriyoruz.DESA işçileri,onurlu direnişleri sırasında,’’Kıbrıs emekçileri yanlız değildir’’ diye pankart açıp,işçi sınıfının yegane kurtuluşu olan enternasyonalizmin pratik bir örneğini göstermişlerdir.Kıbrıs’tada,son zamanlarda genel grevlerin yaşandığı ve süresiz genel grev taleplerinin gündeme geldiği bir süreç yaşanmaktadır.Bu sürecin önünü sendikalar ve emekçiler çekmektedir.Böylesine dönemlerde,farklı ülke emekçileri arasında enternasyonalizm oldukça yüksek bir önem taşımaktadır.Kıbrıslı emekçilerin görevi,kendileri ile dayanışma içinde olan DESA işçileri ile ayni bir enternasyonal dayanışma göstermeleridir.Türkiyede, egemen sınıfların böbürlenerek gündeme getirdikleri küçük büyümeler,DESA örneğinde olduğu gibi en temel haklar gasp edilerek sağlanmıştır.Kıbrıs’ta ise,sömürgeci TC devlerinin dayattığı ekonomik önlem paketleri,Kıbrıslı emekçileri zor durumlara sürüklemektedir.Dünyadaki sömürücüler,gerektiği zaman uluslararası birlik içinde olabilirler;fakat en ufak bir tehlike anında bu birlik bozulabilir;ancak işçilerin mücadelesi hep enternasyonal olmak zorundadır!Egemen sınıfların kar hırsı,her zaman uluslararası örgütlülüklerini göz kırpmadan tasfiye etmelerini sağlarken,dünyanın her yerinde sömürülen işçilerin enternasyonal birliği zaferin yegane yoludur!

Bugün DESA işçileri için yapmış olduğumuz dayanışma eylemleri ve konserleri,yarın Kıbrısta yapılacak olan özelleştirmeler ve emekçi kıyımı politikalarına karşı dünyanın dört bir yanında karşılığını bulacaktır!

SELAM OLSUN DİRENEN DESA-İŞÇİLERİNE!

KAVGA VE KURTULUŞ ENTERNASYONAL!


KTÖS,KTOEÖS,BES,ENTERNASYONALİST DAYANIŞMA,RİO,ATİK.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Kıbrıs halkı yalnız değildir

28 Ocak’tan bu yana Kuzey Kıbrıs’ta 3. genel grev gerçekleşiyor. Kıbrıs halkının büyük bir çoğunluğunun coşku ve kararlılıkla katıldığı bu genel grevde adadaki emperyalist tahakküm ve TC işgali sonuçları protesto edilmekte, Kuzey Kıbrıs halkı kendisine dayatılan yaşamı reddetmekte ve geleceğini kendi ellerine almak için mücadelesini yükseltmektedir.

Kıbrıs halkının mücadelesini selamlamak ve Kıbrıs halkına demokratik bir ülkede yaşama hakkı tanımayan emperyalistlerin tahakkümünü protesto etmek için 7 Nisan günü Devrimci Demokratik Sendikal Birlik tarafından bir eylem gerçekleştirildi. Taksim Tramvay Durağı’nda biraraya gelen DDSB’liler “Kıbrıs emekçileri yalnız değildir” yazılı pankart ve “Faşist TC elini Kıbrıs’tan çek”, “Kıbrıs halkı yalnız değildir” yazılı döviz taşıdılar.

DDSB adına açıklama yapan Özge Kahraman, Kıbrıs’ta giderek artan gerilimin Kıbrıs halkına acılar yaşattığını ve Türk ve Rum halklarının kardeşçe yaşamasının olanaklarının milliyetçilik ve şovenizim saldırıları ile yok edildiğini belirtti. Tüm bu saldırılarla birlikte emperyalist tahakkümün meşruiyet kazandığını belirten Kahraman, Türkiye halkını Kıbrıs emekçileriyle dayanışmaya çağırdı. Eylem “Birlik mücadele zafer”, “Kıbrıs halkı yalnız değildir” sloganları ile son buldu.

Özgür Gelecek gazetesi






Ankara'da Kıbrıs'la dayanışma eylemi


Lefkoşa'da Kıbrıslı emekçiler TC elçiliği önünde, Ankaralı sosyalistler ise Yüksel Caddesindeydi.



7 Nisan Perşembe günü Kıbrıs'ta Sendikal Platformun ve sosyalistlerin çağırısı ile gerçekleşen 3. toplumsal varoluş eylemine destek için Ankara'da da bir basın açıklaması yapıldı. Kıbrıslı Öğrenciler Platformu, Devrimci İşçi Partisi ve Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nin düzenlediği basın açıklaması, saat 19:00'da Yüksel Caddesi'nde yapıldı. Eylemde "İşgalci Türkiye, Kıbrıs'tan defol" pankartı açıldı.

Açıklamada, yıllardır ada üzerinde askeri ve ekonomik hegemonyasını sürdüren TC'nin işgaline son vermesi talebiyle mücadelelere girişen Kıbrıs halkının yanında olunduğu vurgulandı. Yapılan açıklamanın ardından "İşgalci TC Kıbrıs'tan defol", "Kıbrıs halkı yalnız değildir" sloganlarıyla eylem sona erdi.

http://www.gercekgazetesi.net/index.php/bread/item/524-ankarada-kıbrıs-eylemi

'Kıbrıs emekçilerinin taleplerini destekliyoruz'

'Kıbrıs emekçilerinin taleplerini destekliyoruz'

Devrimci Demokratik Sendikal Birlik, Taksim Tramvay durağında basın açıklaması yaparak, “Kıbrıs halkı yalnız değildir” dedi.

Etkin Haber Ajansı / 07 Nisan 2011

İSTANBUL- DDSB üyeleri, Kıbrıs halkına destek vermek amacıyla Taksim Tramvay Durağı'nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması” istendi.

Özge Kahraman yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta 3.kez genel grev ilan edildiğini, “bu grevin adadaki emperyalist tahakküm ve TC'nin işgalinin sonuçlarını protesto amaçlı olduğunu” söyledi. “Kıbrıs Türk halkı, barış içinde demokratik bir ülkede yaşama arzularını ifade etmektedir” diyen Kahraman, Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınmasını istedi.

AKP hükümetinin hakarete varan açıklamalarına tepki gösteren Kahraman, Kıbrıs emekçilerinin sendikaların ve ilerici demokratik hareketlerin öncülüğünde meydanlarda dillendirdiği talepleri destekliyoruz” dedi.

Kahraman, Türkiye halklarına Kıbrıs emekçileriyle dayanışmayı yükseltme çağrısında bulundu. “Faşist TC elini kıbrıstan çek”, “Kıbrıs halkı yalnız değilir” dövizlerinin taşındığı eylem sloganlarla sona erdi.

http://www.etha.com.tr/Haber/2011/04/07/guncel/kibris-emekcilerinin-taleplerini-destekliyoruz/